Prof. Dr. Rana Atabay Kuşçu

Prof. Dr. Rana Atabay Kuşçu

Sürdürülebilirlik ve plastik sektörü

21. yüzyılın ilk çeyreği tamamlanırken insanlık büyük bir hesaplaşma içinde. Zaten o nedenle içinde bulunduğumuz dönem, ‘androposen’ yani ‘insan çağı’ olarak anılıyor. Milyarlarca yıllık gezegen, yaklaşık 250 yıllık sanayileşme sürecinde büyük yaralar aldı. Kaynaklar sorumsuzca talan edildi, atmosfer karbondioksite doydu. Sera gazı etkisi iklim krizini getirdi. Önce tanımlar yapıldı, hasar tespit edildi. Rekabetten asla vazgeçemeyen dünya, ortak eylemde buluştu. Hem iklim kriziyle mücadele hem de yarına bırakacak bir dünya, “sürdürülebilirlik” kavramını dünyanın önceliği yaptı.


Androposen denmesi, “insan bozdu, insan onaracak; işte bu yüzden insan çağı” sözleriyle açıklanıyor. Bu açıklama, alınan kararlar, eylemler, yaptırımlarla destekleniyor. Birleşmiş Milletler (BM) Taraflar Konferansları (COP) düzenliyor. Süreç, mücadele bu toplantılarla şekilleniyor. COP, iklim için 29 kez, Biyoçeşitlilik için 16 kez, Çölleşme için yine 16 kez toplandı. Küresel ve ulusal düzeyde mücadele, strateji ve eylem planları açıklanıyor, uygulanıyor, sorgulanıyor. Kamu iradesi kararlılığını ortaya koyuyor. Bu süreci, sektörel olarak değerlendirirken geniş perspektif kaybedilmemelidir. Yeniden Küreselleşme (Re-Globalization) dönemi kalın çizgilerle vurgulanıyor. Bu da her sektörün, her yerel endişenin giderilmesi için, öncelikle büyük resmin anlaşılması zorunluluğunu anlatıyor.


BM Kalkınma Programı UNDP önderliğinde yürütülen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA), 17 ayrı madde altında sıralanıyor ancak, hemen her adımda birbirileriyle buluşuyor, birbirinden destek alıyor, güç veriyor. Çünkü, sürdürülebilir gelecek için tek başına çabanın yetersiz kalacağı süreçteyiz. Bir dizi kaldıraç düşünün; etkin yönetişim, adil finansman, kapsayıcı liderlik, veri odaklı politika, kapasite geliştirme ve yenilikçi teknolojiler. Bu kaldıracı birlikte çektiğimizde, birden fazla amacı gerçekleştirmek için önemli “giriş noktaları” açmış oluruz. Bunlar; insan refahını artırmak, adil ve sürdürülebilir ekonomileri teşvik etmek, dirençli gıda sistemlerini güvence altına almak, temiz enerji sağlamak ve yeşil altyapıyı geliştirmektir. Temel hedef hem ekonomik refaha hem de çevresel korumaya hizmet etmektir. Bunu gerçekleştirirken küresel ısınmayı 1,5°C seviyesine olabildiğince yakın tutmamıza da yardımcı olacaktır. Sorunlar büyük ve hiçbiri lokal değil. Örneğin, Riyad’daki COP16’nın başlığı neden “çölleşme” diye sorsanız, iç acıtıcı veriler, ‘uzak’ görünen sorunun ne denli içinde olduğumuzu gösterecektir. Global Land Outlook raporuna göre, dünya yüzeyinin yaklaşık yüzde 40’ı bozulmuş durumda ve bu durum doğrudan yaklaşık 3 milyar insanın refahını etkilemektedir. Verimli araziler çoraklaştığında, yerel gıda kaynakları azalır, temiz su kaynakları daralır ve istihdam olanakları ortadan kalkar. Bu sorun tek başına var olmaz. İklim değişikliği, yoksulluk, açlık, su kıtlığı, sosyal eşitsizlik ve daha birçok konuyla kesişir. Azalan arazi verimliliği, göç dalgalarını hızlandırabilir, kaynaklar üzerindeki gerilimi artırabilir ve hatta çatışmalara bile yol açabilir. Tehlike son derece büyük. Bütüncül çözümlere ihtiyacımız var.


İşte bu noktada sinerji devreye girer. BM İklim-SKA Sinerji Raporu da bu bakış açısını destekliyor. Ortaya “erdemli döngü” çıkıyor. Sinerji, özünde dirençlilikle ilgilidir. Dirençlilik, şoklara dayanabilme, değişime uyum sağlama ve zorluklardan güçlenerek çıkma kapasitemizdir. Çeşitli çabaları bir arada yürüttüğümüzde sadece tek bir sorunu çözmüş olmayız.
2024 Sürdürülebilir Kalkınma Raporu, çevresel baskılar ve eşitsizlikler nedeniyle birçok SKA’da ilerlemenin durduğunu veya geriye gittiğini vurguluyor.


COP29, iklim için son buluşmayı Bakü’de gerçekleştirdi


İklim finansmanı ve uluslararası karbon piyasalarının düzenlenmesi ana konulardı. Küresel emisyonların azaltılması ve fosil yakıtlardan temiz enerjiye geçiş süreçlerinin hızlandırılması tartışıldı, kararlar alındı. Uluslararası karbon ticaretini kolaylaştıracak standartlar üzerinde uzlaşmaya varıldı. Ancak, gelişmiş ülkelerin iklim finansmanı taahhütlerini artırma konusunda anlaşmazlıklar yaşandı. Gelişmekte olan ülkeler, mevcut yıllık 100 milyar dolarlık taahhüdün yetersiz olduğunu belirterek, bu rakamın 1,3 trilyon dolara çıkarılmasını talep ettiler. Sonuç olarak, 2035 yılına kadar yıllık 300 milyar dolarlık bir finansman sağlanması konusunda anlaşmaya varıldı, ancak bu miktar birçok ülke tarafından yetersiz bulundu. Aynı günlerde, Rio de Janeiro'da düzenlenen G20 Zirvesi'nde, liderler iklim değişikliğiyle mücadele ve açlıkla savaş konularında ortak bir bildiri yayımladılar. Küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefi vurgulandı. "Küresel Açlık ve Yoksullukla Mücadele İttifakı" kuruldu. Ancak, G20 Zirvesi'nde fosil yakıtların kullanımının tamamen sonlandırılması konusunda bağlayıcı bir karar alınmadı. Görüldüğü gibi, zengin ülkeler, dünyanın ortak sorununun ana sebebi. Gelişmekte olan ülkeleri desteklemeleri isteniyor. Çünkü elimizde tek bir dünya var ve yarını tehdit altında. Bu girift yapı içinde her sektör, üzerine düşen dönüşümden payını alırken plastik sektörünü diğer alanlardan vareste değerlendirmek, genel durumu anlamadan yorum yapmak anlamına gelecektir.

 

Plastik sektörü


II. Dünya Savaşı sonrasında özellikle plastiklerin hızla yaygınlaşması, modern yaşamın pek çok alanını dönüştürmüştü; tüketici ambalajlı mallardan (CPG) otomotive, giyimden inşaata kadar geniş bir etki yaratarak yaşam kalitesinde kayda değer artış sağlamıştır. Ne var ki, zaman içinde artan çevre kirliliği, fosil kaynaklı hammadde kullanımı ve atık yönetiminin yetersizliği gibi sorunlar, sürdürülebilirlik kavramını küresel gündemin merkezine taşımıştır. Bu dönüşümden en çok etkilenen alanlardan biri de plastik sektörüdür. Hafiflik, dayanıklılık ve düşük maliyet gibi avantajlarıyla birçok sektörde yeniliklere öncülük eden plastik, aynı zamanda uygunsuz atık yönetimi ve aşırı tüketim nedeniyle, ciddi çevresel ve toplumsal başlıklar içinde de yer almaktadır. Plastiğin yaygın olmasının temel sebepleri, dayanıklılığı, hafifliği, esnekliği ve görece düşük maliyetidir. Gıda paketleme, inşaat, otomotiv, tarım, elektronik ve tıp gibi hemen her alanda kritik bir malzeme hâline gelmesi, küresel ölçekte yüksek üretim rakamlarını da beraberinde getirmiştir. Küresel plastik üretimi 2021’de yaklaşık 390,7 milyon ton seviyesine ulaşmış ve bu üretimin büyük bölümü (yaklaşık yüzde 32) Çin’de gerçekleşmiştir. Kuzey Amerika’da yüzde 17, Asya’nın geri kalan bölgelerinde yüzde 17 ve AB’de yüzde 15 oranında üretim yapılmıştır. Avrupa özelinde plastik endüstrisi, yaklaşık 400 milyar avroluk bir ciro yaratarak 52 binden fazla KOBİ düzeyinde işletmeyi ve 1,5 milyonu aşan doğrudan istihdamı kapsamaktadır. Benzer şekilde, Avrupa Birliği genelinde 2021’de açıklanan 57,2 milyon tonluk plastik üretimi de sektörün büyüklüğünü kanıtlamaktadır.


Sürdürülebilir kalkınma amaçları ve plastik sektörü


BM tarafından 2015 yılında kabul edilen ve 2030’a dek uygulanması öngörülen Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları, küresel sorunlara bütüncül çözümler sunar. Toplam 17 amaç ve 169 alt hedeften oluşur. Plastik sektörü, hangi boyutu ile hangi SKA maddesiyle buluşuyor, inceleyelim:


SKA 9 (Sanayi, Yenilikçilik ve Altyapı): Yeni teknolojilerle geri dönüşüm altyapısının güçlenmesi ve inovasyonun desteklenmesi ile doğrudan ilişkilidir.


SKA 12 (Sorumlu Tüketim ve Üretim): Tek kullanımlık ürünlerin azaltılması, geri dönüştürülebilir malzemelerin tercih edilmesi ve atık yönetiminin etkinleştirilmesi ana ilkeleridir. Sorumlu üretim-tüketim modellerine geçişte önemli bir role sahiptir.


SKA 14 (Sudaki Yaşam) ve SKA 15 (Karasal Yaşam): Okyanuslarda ve karasal ekosistemlerde kirliliğin önüne geçilmesini amaçlar.


SKA 13 (İklim Eylemi): Fosil yakıt kullanımına bağlı emisyonlar, kapsamında, iklim değişikliğinin kritik nedenlerinden biri olarak öne çıkar.


Bu etkileşimli yapı, sektörü sürdürülebilir kalkınmada kilit bir faktör hâline getirir.


Sürdürülebilir plastiğe duyulan ihtiyaç


Modern yaşamın vazgeçilmez bir parçası olan plastik, sorumlu bir şekilde üretilmediğinde ve tüketilmediğinde ekolojik dengesizlikler ve toplumsal sorunlar yaratır. Sürdürülebilir plastik yaklaşımı, yaşam döngüsünün tüm aşamalarını —hammadde temini, üretim, tüketim, geri dönüşüm ve bertaraf— kapsar. İlk adım, fosil kökenli hammaddeler yerine yenilenebilir ve düşük karbonlu kaynaklara yönelmektir. Biyoplastiklerin geliştirilmesi, karbondioksit yakalama ve kullanma (CCU) teknolojileri gibi yenilikçi çözümler, sera gazı emisyonlarının azaltılmasında rol oynayabilir. İkinci adım, ürün tasarımlarını döngüsel ekonomi ilkelerine uygun hâle getirmektir. Ürünlerin dayanıklı, onarılabilir ve yeniden kullanılabilir olması, tek kullanımlık tüketim modelinden uzaklaşmayı sağlayarak atık miktarını düşürür. Sürdürülebilir plastik anlayışı, sosyal boyutu da içerir. Bu nedenle, küresel ölçekte ortak standartlar, kapasite geliştirme ve yatırım destekleri sağlamak önem taşır. Ayrıca, tüketicilerin farkındalığının artması ve doğru seçimler yapması, piyasa dinamiklerinin hızla değişmesine sebep olabilir.


Döngüsel ekonomi ve yeşil dönüşüm


Döngüsel ekonomi, doğrusal üretim-tüketim modeline alternatif olarak geliştirilen ve kaynak kullanımını en verimli hâle getirmeyi amaçlayan bir yaklaşımdır. Bu model; ürünlerin tasarım aşamasından başlayarak atık ve kirliliği önlemeyi, kullanım ömürlerini uzatmayı ve bir ürünün kullanım ömrü sona erdiğinde bile o üründen yeni değerler yaratılmasını hedefler. Böylece, geleneksel “al-kullan-at” döngüsü yerine “yeniden kullan, onar, geri dönüştür” döngüsüyle doğal kaynakların korunması ve ekolojik dengeye zarar vermeyecek şekilde ekonominin gelişmesi sağlanır. Küresel ölçekte giderek popüler hâle gelen döngüsel ekonomi yaklaşımı, farklı sektörler arasındaki iş birliğini (endüstriyel simbiyoz) ve çok paydaşlı çözümleri teşvik eder. Örneğin, bir sektörün atığı, başka bir sektör için hammadde kaynağı hâline gelebilir. Bu, yalnızca atık miktarını ve hammadde maliyetini azaltmakla kalmaz, aynı zamanda inovasyonun da önünü açar. Döngüsel ekonomi kapsamında kullanılan ekonomik enstrümanlar arasında genişletilmiş üretici sorumluluğu (EPR), depozito sistemleri, vergi teşvikleri ve geri dönüşümü ödüllendiren düzenlemeler yer alır. Böylece, şirketler kısa vadeli kâr yerine uzun vadeli değer yaratmayı ve sürdürülebilir büyümeyi hedefler. Plastik sektörü bu modelin somut örneklerini hayata geçirebilecek başlıca alanlardan biridir. Çünkü plastiğin geri dönüştürülme potansiyeli yüksektir ve doğru tasarım yaklaşımlarıyla aynı hammadde defalarca kullanılabilir. Mekanik geri dönüşüm sektör içerisinde en yaygın yöntemken, kimyasal geri dönüşüm (örneğin piroliz, gazlaştırma veya kimyasal çözündürme) zor ayrıştırılan plastik türlerinde de malzemenin yeniden hammaddeye dönüştürülmesini mümkün kılar. Diğer yandan, biyoplastik teknolojileri, fosil yakıtlara dayalı üretimin karbon ayak izini düşürerek yeşil dönüşümün hızlanmasına destek verir. Bu alanda yapılacak Ar-Ge çalışmalarının ve altyapı yatırımlarının artması, plastik üretiminde enerji verimliliğini de artırarak fosil kaynak bağımlılığını azaltır.


Döngüsel plastiklerde beklenen güçlü büyümeye rağmen, sürdürülebilir kaynaklı biyokütle, yakalanan karbon ve düşük karbonlu hidrojen gibi kaynakların bulunabilirliğinde oluşacak kısıtlar, 2050 yılına dek fosil bazlı plastiklerin tamamen ikamesini güçleştirmektedir. Plastik sistemindeki gerçek döngüselliğe ulaşmak, hammadde üreticileri, dönüştürücüler, plastik ürün üreticileri, son kullanıcılar, atık yönetim şirketleri ve düzenleyiciler gibi geniş bir paydaş ekosisteminin iş birliğini gerektirir. Bu sayede malzeme kullanımını iyileştirmek, tek kullanımlık uygulamalarda yeni plastik ürünlere olan talebi düşürmek ve üretimle bağlantılı karbon emisyonlarını azaltmak mümkün olabilir. Yeniden kullanım, onarım ve döngüsel iş modellerine geçiş, plastik endüstrisinin CO2 emisyonlarını ve atık miktarını ciddi ölçüde hafifletecektir. Özellikle genişletilmiş üretici sorumluluğu ve depozito gibi uygulamalar, plastik atık yakma veya düzenli depolama ihtiyacını düşürerek çifte avantaj sunabilir. Geri dönüşüm, yeniden kullanım ve kaynak verimliliğini artıran bu stratejiler, üretim aşamasında kullanılan fosil hammaddelerin yerini kısmen yenilenebilir seçeneklerle doldurarak Kapsam 3 emisyonlarını da aşağı çeker. Öte yandan, üretim süreçlerini elektriklendirme ve karbon yakalama & depolama (CCS) teknolojilerinin ölçeklenmesi, gelecek on yıllarda sektöre ek salım azaltma potansiyeli kazandıracaktır.

 

Plastik sektöründe teknolojik yenilikler ve gelecek projeksiyonları


Plastik sektöründe Ar-Ge çalışmaları, atık yönetimi ve geri dönüşüm süreçlerinde verimliliği artıracak pek çok teknolojik yeniliği gündeme getirmektedir. Sensör ve robotik sistemlerle akıllı ayrıştırma, kimyasal geri dönüşüm teknikleriyle farklı polimer türlerinin tekrar kullanılabilmesi, biyolojik olarak parçalanabilen materyallerin geliştirilmesi ve daha hafif, esnek ürün tasarımları bu yeniliklerin öne çıkanlarıdır. Öngörülere göre, 2030’da 1 ila 6 numaralı plastiklerin ortalama yüzde15’inin sürdürülebilir seçeneklerden oluşacağı belirtilmektedir. Yine de düzenleyici çerçeveler, tüketici alışkanlıkları ve teknoloji iyileştirmeleri gibi belirsizlikler, gelecekteki büyüme eğrisinde dalgalanmalara neden olabilir.

 

Plastik sektörünün yeşil dönüşüme dair öneriler


Döngüsel Tasarım: İlk tasarım aşamasında kolay sökülebilir, tek tip polimer ve yüksek oranda geri dönüştürülebilir ürünler öne çıkarılmalıdır.


Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu: Üreticiler, ürünlerinin yaşam döngüsü boyunca atık yönetimine katkı sunacak modeller geliştirmeli ve finansal sorumluluk üstlenmelidir.


Tüketici Farkındalığı: Eğitim kampanyaları, medya ve sivil toplum iş birlikleriyle tüketicilerin atık ayrıştırma ve sürdürülebilir ürün seçimi konusundaki bilinç seviyesi artırılmalıdır.


Ar-Ge Teşvikleri: Kimyasal geri dönüşüm, biyoplastik, karbon yakalama ve kullanım teknolojileri gibi alanlarda araştırma-geliştirme desteklenmelidir.


Altyapı ve Lojistik Yatırımlar: Bölgesel geri dönüşüm tesisleri, akıllı ayrıştırma sistemleri ve depolama kapasitesi oluşturulmalıdır.


Uluslararası Standartlar ve Sertifikasyon: Plastik kalitesi, geri dönüştürülebilirlik, ürün güvenliği ve zararlı kimyasalların kullanımı gibi konular, ortak sertifikasyon standartlarıyla denetlenmelidir.


Rakamlar, iklim eyleminde en önemli alanlardan enerjiden, dönüşümün finansına ne kadar bağımlı olduğunu ortaya koyuyor.

7 trilyon dolar: Dünya genelinde net sıfır emisyona ulaşmak için, yıllık yatırım ihtiyacı

500 milyon dolar: Türkiye’nin yeşil dönüşüm için (2053’e dek) gereken bütçe

733 milyon: Yeryüzünde elektriğe erişimi olmayan insan sayısı

2,4 milyar: Temiz yemek pişirme yakıtlarına ve teknolojilerine erişemeyen insan sayısı

%60: Fosil yakıtların dünya enerji üretimindeki payı 

(Kaynak: IEA)


Prof.Dr. Rana Atabay Kuşçu – (Özgeçmiş)

Nişantaşı Anadolu Lisesi ve Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü mezunu olan Prof.Dr. Rana Atabay Kuşçu, yüksek lisansını “Tekel AŞ’nin Özelleştirilmesi”, doktorasını ise “Dünya Gelir Dağılımında Yeni Korumacılığın Rolü” başlıklı tezleriyle tamamladı. İstanbul Ticaret Üniversitesi’nde başladığı akademik kariyerini 2015’ten bu yana, İstanbul Medipol Üniversitesi’nde İşletme ve Yönetim Bilimleri Fakültesi öğretim üyesi olarak sürdüren Kuşçu, SBMYO (Sosyal Bilimler Meslek Yüksekokulu) Müdürü ve aynı zamanda SURKAM (Sürdürülebilir Kalkınma Uygulama ve Araştırma Merkezi) Müdürü görevlerini sürdürüyor.