Erdoğan Çiçekçi

Erdoğan Çiçekçi

İklim Kanunu: Türkiye’de yeni bir dönemin başlangıcı

İklim Kanunu, yalnızca çevresel bir düzenleme değil; üretimin, ticaretin ve finansmanın kurallarını yeniden tanımlayan tarihi bir dönüm noktası. Türk sanayisi için bu süreç, yeni maliyetler kadar yeni fırsatların da kapısını aralıyor. Artık doğaya uyum, rekabetin ve kalkınmanın ön şartı.


Geçtiğimiz şubat ve nisan ayı içinde ülkemiz, çevre konularındaki en yoğun tartışmalarından birine sahne oldu. 20 Şubat 2025’te TBMM Başkanlığı’na sunulan “İklim Kanunu Teklifi”, 26 Şubat’ta Çevre Komisyonu’nda kabul edildi ve 8 Nisan’da TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlandı. Bu süreçte, teklifin içeriğine yönelik bazı eleştiriler öne çıktı. Özellikle fosil yakıtlardan çıkış politikalarının metinde yer almaması, sürecin bürokratlarca hazırlanması ve sivil toplum kuruluşları ile akademiden görüş alınmaması dikkat çekti. Ayrıca, emisyon ticaret sistemine ağırlık verilmesi ve bu piyasanın Enerji Bakanlığı’na bağlı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPIAŞ) tarafından işletilmesinin tarafsızlığa aykırı olabileceği tartışıldı. Bunların yanında doğrudan İklim Kanunu ile ilgili olmayan çevresel konulara dair de farklı görüşler dile getirildi. TBMM Genel Kurulu’nda dört maddenin kabul edilmesinin ardından görüşmelere 14 Nisan’da ara verildi. 9 Temmuz 2025 tarihinde, Türkiye’nin iklim politikalarında yeni bir dönemi başlatacak olan İklim Kanunu, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.


Kanunun temel çerçevesi


İklim Kanunu, uzun süredir beklenen ve iklim değişikliğine karşı kapsamlı bir çatı düzenleme niteliği taşıyor. Artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri ve özellikle kapımızdaki susuzluk riski, bu düzenlemenin ne kadar hayati olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Kanunun yürütücüsü Cumhurbaşkanı olarak belirlenirken, koordinasyon görevi İklim Değişikliği Başkanlığı’na verildi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı başkanlığında bir Karbon Piyasası Kurulu oluşturulacak. Aynı zamanda Başkanlık tarafından kurulacak Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamında ulusal tahsisat planlaması yapılacak ve tahsisatlar dağıtılacak. ETS piyasasının işletimini Enerji Piyasaları İşletme A.Ş. (EPIAŞ) üstlenecek; stratejik konuların değerlendirilmesi için de TOBB Başkanlığı bünyesinde bir Danışma Kurulu faaliyet gösterecek. Sera gazı emisyonlarına neden olan işletmeler için Sera Gazı Emisyon İzni zorunlu hale geliyor. Emisyonların izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına yönelik MRV sistemi hukuki çerçeveye oturtuluyor. Yerelde ise valiliklerin koordinasyonunda İl İklim Değişikliği Kurulları kurulacak ve belediyeler tüm kurumların katılımıyla Yerel İklim Eylem Planları’nı hazırlayacak. Kanun aynı zamanda karbon kredisi üretimi ve denkleştirme süreçlerini tanımlıyor, ETS gelirlerinin iklim finansmanı ve sürdürülebilirlik araçlarına yönlendirilmesini öngörüyor. Türkiye Yeşil Taksonomi Yönetmeliği ile yeşil yatırımlar sınıflandırılacak; ithal malların gömülü emisyonlarını kapsamak üzere Türkiye Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kurulabilecek. Karbon kredisi kayıt sisteminin ilanıyla birlikte ise ceza uygulamaları başlayacak.


Sanayi ve plastik sektörü açısından


Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, kanunun alt düzenlemeleri için çalışmalarını hızla sürdürüyor. Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, Türkiye Yeşil Taksonomi Yönetmeliği, Karbon Kredilendirme ve Denkleştirme Yönetmeliği ve Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları (YİDEP) taslakları şimdiden kamuoyu görüşüne açılmış durumda. Sanayi açısından en kritik nokta, karbon maliyetlerinin artık şirket bütçelerinde yeni ve kalıcı bir kalem olarak yer alacak olmasıdır. İlk etapta kapsama alınan sektörler sınırlı olsa da üretim zincirlerinin iç içe geçmiş yapısı nedeniyle KOBİ’ler dahil tüm işletmeler dolaylı olarak bu sistemin parçası olacaktır. Özellikle ihracat yapan şirketler, tedarik zinciri aracılığıyla karbon değerlerini şeffaf bir şekilde raporlamak ve bu yeni ticaret düzenine entegre olmak durumunda kalacaktır. Plastik sektörü için bu durum daha da belirgindir. Çünkü sektör hem karbon yoğun üretim süreçleri hem de geri dönüşüm potansiyeli nedeniyle iklim politikalarının merkezinde yer alıyor. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) uygulaması, özellikle ihracata çalışan plastik sanayicileri doğrudan etkileyecek. Geri dönüşüm kapasitesini artıran, enerji verimliliğini yükselten ve karbon raporlamasını şeffaf şekilde yapan işletmeler, yalnızca çevreye duyarlı olmakla kalmayacak, aynı zamanda rekabet gücünü ve finansmana erişimini de güçlendirecek.


Sonuç


Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO) Yönetim Kurulu’nun çevre danışmanı Sayın Şükran Nurlu tarafından hazırlanmış rapordan da yararlanarak ele aldığım bu değerlendirme, yalnızca çevreyi korumayı değil, aynı zamanda ticaretin kurallarını yeniden tanımlamayı hedefleyen bir dönüm noktasıdır. Artık doğaya uyumlu faaliyetler, yalnızca toplumsal bir sorumluluk değil; şirketlerimizin devamlılığı ve rekabet gücü için vazgeçilmez bir ticari zorunluluk haline gelmiştir. Plastik sektörünün bu dönüşümü erken kavraması, geleceğin sanayi politikalarında öncü bir rol üstlenmesini sağlayacaktır. İklim Kanunu ve getirdikleri ise bundan böyle odalar ve meslek dernekleri aracılığıyla daha yakın tartışılmalı, incelenmeli ve sanayicilere sistematik biçimde aktarılmalıdır.