Türk kompozit sektörünün dönüşüme hazırlığı

Türkiye 2053 Net Sıfır hedefine ilerlerken, kompozit sektörü hafiflik, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik avantajlarıyla bu dönüşümün öncüsü olmaya aday. Ancak sektörün bu fırsatı değerlendirebilmesi için enerji ve karbon yönetimi, geri dönüşüm teknolojileri ve Ar-Ge yatırımlarına odaklanması gerekiyor.

KEMAL DARCAN

Kompozit Sanayicileri Derneği (KSD) Yönetim Kurulu Başkanı

Küresel ölçekte sanayinin karbonsuzlaşması, artık yalnızca çevresel bir gereklilik değil, aynı zamanda ekonomik rekabetin de temel belirleyicilerinden biri haline gelmiştir. Avrupa Yeşil Mutabakatı, 2050’ye kadar karbon nötr kıta hedefini ortaya koyarken; ABD’nin Yeşil Yatırım Planı, Çin’in 2060 net sıfır hedefi ve Japonya’nın düşük karbonlu sanayi politikaları da sanayi dönüşümünü hızlandırmaktadır. Bu dönüşüm sürecinde enerji yoğun ve hammaddeye bağımlı sektörler kadar, hafiflik, dayanıklılık ve sürdürülebilirlik gibi avantajlarıyla öne çıkan kompozit sektörü de kritik bir rol üstlenmektedir.

Türk sanayisi açısından bakıldığında, bu küresel dönüşüm yolculuğu henüz başında olsa da ciddi fırsatlar barındırmaktadır. Türkiye 2053 Net Sıfır hedefini ilan etmiş, aynı zamanda AB’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) ve kurulmakta olan ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (TR-ETS) ile sanayinin düşük karbonlu üretime geçişi artık zorunlu hale gelmiştir. Bu bağlamda, kompozit sektörü hem risklerle hem de önemli avantajlarla karşı karşıyadır.

Composites United’ın yayınladığı son rapora göre, Avrupa’da kompozit sektöründe sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm artık bir yan faaliyet değil, doğrudan iş stratejilerinin merkezine yerleşmiştir. Özellikle cam elyaf ve karbon elyaf takviyeli plastiklerin kullanım ömrü sonrasındaki yönetimi, sektörün geleceği açısından stratejik öneme sahiptir. Avrupa Kompozitler Çevresel Dairesi (ECCA), döngüsel ekonomi uygulamaları çerçevesinde kompozit geri dönüşümüne yönelik standart ve yol haritaları geliştirmektedir.

Türk sanayisi açısından bakıldığında, bu küresel dönüşüme hazırlık süreci henüz yolun başında olsa da önemli fırsatlar barındırmaktadır.

KOMPOZİT SEKTÖRÜ BÜYÜYOR

Türkiye’nin kompozit sektörü, özellikle otomotiv, inşaat, enerji ve denizcilik gibi alanlarda büyüme göstermektedir. Ancak sektörün sürdürülebilirlik bağlamında uluslararası rekabette geri kalmaması için üç temel noktaya odaklanması gerekmektedir…

Enerji yönetimi ve karbon yönetimi: Kompozit üretim süreçlerinde yenilenebilir enerji kullanımı artırılmalı ve karbon ayak izi ölçümleri sistematik hale getirilmelidir.

Geri dönüşüm ve döngüsel ekonomi: Kullanım ömrünü tamamlamış kompozitlerin geri dönüşümünü sağlayacak teknolojiler hem yatırım hem de iş birliği düzeyinde desteklenmelidir. Avrupa’da ECCA çatısı altında yürütülen çalışmalara Türkiye’nin de entegre olması büyük önem taşımaktadır.

Ar-Ge ve eğitim: Kompozitlerde sürdürülebilir malzeme kullanımını artıracak Ar-Ge projeleri desteklenmeli; üniversite–sanayi iş birlikleriyle bu alanda uzman insan kaynağı yetiştirilmelidir.

Özetle, küresel ölçekte karbonsuzlaşma kaçınılmazdır ve Türk sanayisi için bu süreç aynı zamanda bir fırsattır. Kompozit sektörü, yüksek katma değerli ürünleri, hafiflik ve dayanıklılık avantajlarıyla bu dönüşümün öncü aktörlerinden biri olma potansiyeline sahiptir. Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi, sürdürülebilirlik vizyonunun sektörün tüm paydaşları tarafından sahiplenilmesine bağlıdır. Kompozit Sanayicileri Derneği – Sürdürülebilirlik Komitemiz aylık rutin toplantılarının bir çıktısı olarak webinarlar düzenlemekte ve sektörümüzün farkındalığını artırma yönünde çalışmalarına devam etmektedir.

Sonuç olarak Türk kompozit sektörü, karbonsuzlaşmayı yalnızca AB pazarına uyum için değil, küresel rekabette liderlik için stratejik bir kaldıraç olarak görmelidir.

Kaynaklar:

  • Avrupa kompozit atık potansiyeli – EuCIA analizleri
  • ECCA kuruluşu ve hedefleri – EuCIA & JEC kaynakları
  • Composites Germany 25. Pazar Araştırması sonuçları