Plastik sektöründe çevresel sürdürülebilirliğin değerlendirilmesi

Plastik sektörü, modern yaşamın vazgeçilmezi… Ancak madalyonun diğer yüzünde hızla artan atıklar, sınırlı geri dönüşüm kapasitesi ve çevresel riskler var. Avrupa Yeşil Mutabakatı, yeni ambalaj ve atık düzenlemeleri ile sektörü döngüsel ekonomiye doğru zorlarken; üretici tercihlerinden tüketici taleplerine, tedarik zinciri kırılganlıklarından devlet teşviklerine kadar her unsur, sürdürülebilir geleceğe geçişte kritik rol oynuyor.

 

Erbil BÜYÜKBAY

Çevre Y. Mühendisi

Sürdürülebilirlik – Çevre ve Enerji Danışmanı

MADALYONUN İKİ YÜZÜ…

Sentetik veya yarı sentetik polimer malzemeleri kapsayan plastik üretimi, özellikle 1950’lerde küresel pazarda önemli bir sıçrayış göstermiştir. 2022’de küresel plastik piyasası 535 milyar Avro değerine ulaşmıştır. 1950 ile 2015 arasında 8,3 milyar ton plastik üretilirken 2000 yılından bu yana bu değerin yarısı -yaklaşık 4 milyar ton – üretilmektedir. Ağırlığına oranla yüksek mukavemet göstermesi, yüksek kalıplanabilirlik yeteneği, sıvılara karşı geçirimsizliği, fiziksel ve kimyasal bozulmaya karşı direnç göstermesi, düşük maliyeti, cam, metal vb. malzemelerin yerini çok çeşitli alanlarda alabilmesi, gıda ambalajlarından elektronik ürünlere kadar yeni uygulama ve hizmet türlerini mümkün kılabilmesi plastiği vazgeçilmez kılmaktadır.

Geniş plastik polimer yelpazesi çeşitli özellikler sunar. Örneğin, düşük yoğunluklu polietilen (LDPE) sert, esnek ve şeffaftır ve bu nedenle filmlerde kullanılırken, polietilen tereftalat (PET) gaz veya sıvıların içinden geçmesine izin vermez ve bu nedenle içecek şişeleri için popüler bir malzemedir. Polipropilen (PP), yüksek bir erime noktasına sahiptir, bu da onu sıcak sıvılar için çekici kılar ve kimyasallara karşı dirençlidir. Polistiren (PS) sert, kırılgan, şeffaf veya köpüklü olabilir, bu da onu koruyucu ambalajlar ve gıda kapları için çok yönlü bir plastik haline getirir. Dayanıklılığı, hafifliği ve esnekliği sayesinde plastik, araç, uçak, tren ve gemi yapımında olmazsa olmaz hale gelmiştir. Günümüzde hiçbir araba plastiksiz gidemez.

Tüm bu avantajlarının yanında, yaşam döngüsü yönetimi, kalıcılıkları, denizlerde birikmesi, hammaddesinin çıkarılmasından atık aşamalarına kadar sera gazı emisyonlarına sahip olması ve insan sağlığına oluşturabilecekleri riskler çevresel endişeleri gündeme getirmiştir. Son 20 yılda, küresel yıllık plastik atık miktarı iki kattan fazla artarak 2000'deki 156 milyon tondan 2019'da 353 milyon tona çıkmıştır. Bunun neredeyse üçte ikisi, ömrü beş yıldan az olan uygulamalardan kaynaklanmaktadır: Ambalaj yüzde 40, tüketici ürünleri yüzde 12 ve tekstil yüzde 11 (OECD, 2022). Küresel plastik atıkların yüzde 9'u geri dönüştürülmüş, yüzde 19'u yakılmış ve yaklaşık yüzde 50'si sıhhi atık sahalarına gönderilmiştir (OECD, 2022). Geriye kalan yüzde 22'lik kısım ise kontrolsüz çöplüklerde bertaraf edilmiş, açık ocaklarda yakılmış veya çevreye sızdırılmıştır. 2019’da çevreye bırakılan 22 milyon ton plastiğin 19,4 milyon tonunu makroplastikler oluştururken, bu sorunun en büyük nedeni yetersiz toplama ve bertaraftır.

ATIKLARLA BAŞA ÇIKABİLMEK: DÖNGÜSEL EKONOMİ

Bu plastik kirliliği sorunuyla başa çıkmak için, dünya genelinde döngüsel ekonomiye geçişi hedefleyen çeşitli girişimler önerilmektedir ve Avrupa Birliği (AB) bu geçiş için çeşitli stratejiler ve hedefler geliştirmektedir. Bu tür eylemler yalnızca plastik atıkları azaltmayı değil, aynı zamanda kaynak verimliliğini artırmayı ve iklim hedeflerine katkıda bulunmayı da amaçlamaktadır. Örneğin, Döngüsel Ekonomide Plastikler için Avrupa Stratejisi, AB'de yeni plastik ürünler üretmek için toplam 10 milyon ton geri dönüştürülmüş plastik kullanılmasını hedeflemektedir.

Yeni Döngüsel Ekonomi Eylem Planı (EC, 2020) ve Avrupa Yeşil Mutabakatı (EC, 2019) da AB plastik değer zincirini doğrusaldan döngüsel ve sürdürülebilir hale dönüştürmeye adanmış temel politikaları temsil etmektedir. Bunlardan ilki, özellikle 2030 yılına kadar tüm plastiklerin ekonomik olarak sürdürülebilir bir şekilde geri dönüştürülebilirliğini sağlamaya yönelik iddialı hedefler içermektedir; ikincisi ise 2050 yılına kadar daha geniş kapsamlı, iklim açısından nötr bir AB ekonomisine ulaşmayı hedeflemektedir.

AMBALAJLARDA PFAS KULLANIMI KISITLANACAK

22 Ocak 2025 tarihinde yayımlanan Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Tüzüğü ile 31 Aralık 2025 itibarıyla tüm ambalaj türlerinin ağırlık bazında yüzde 65’nin geri dönüştürülmesini hedeflenmekte olup, ambalaj türüne göre belirlenen oranlar arasında plastik için yüzde 50 belirlenmiş olup, oranlar 2030 yılı için artırılmıştır. Söz konusu Tüzük ile 12 Ağustos 2026 tarihinden itibaren, gıda ile temas eden ambalajlarda PFAS kullanımı kısıtlanacaktır. 1 Ocak 2028 itibarıyla, Komisyon tarafından AB standardizasyon örgütlerince geliştirilen standartlar dikkate alınarak ambalajların geri dönüştürülebilirliğine ilişkin tasarım kriterleri ve geri dönüştürülebilirlik performansını gösteren A, B, C kategorilerini belirleyen uygulama mevzuatı kabul edilecektir. Tüzükte plastik ambalajlar için türüne göre farklılaşan oranda tüketim sonrası plastikten asgari geri dönüştürülmüş içerik zorunluluğu getirilmiştir. Buna göre, 1 Ocak 2030 itibariyle veya uygulama mevzuatının yürürlüğe girmesini müteakip üç yıl sonra;

  • PET’ten yapılmış temas hassasiyeti olan plastik ambalaj (tek kullanımlık plastik şişe hariç)- yüzde 30
  • PET harici temas hassasiyeti olan plastik ambalaj (tek kullanımlık plastik şişe hariç)- yüzde 10
  • Tek kullanımlık plastik şişe- yüzde 30
  • Diğer plastik ambalaj- yüzde 35 olarak belirlenmiştir.

Genel olarak, AB politikaları, plastik ürünlerin geri dönüştürülebilirliğini ve biyolojik olarak parçalanabilirliğini artıracak şekilde tasarlanmasına, sürdürülebilir tüketim ve kullanım uygulamalarının teşvik edilmesine ve plastik atıkların toplanıp ayrıştırılmasının iyileştirilmesine odaklanmaktadır. Plastik kirliliğinin, özellikle deniz ortamlarındaki etkilerinin farkında olmak, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 14'e (UNEP, 2024) ulaşmak için de hayati önem taşımaktadır.

AB ATIK SEVKİYAT TÜZÜĞÜ

30 Nisan 2024’te yayımlanan ve 20 Mayıs 2024’te yürürlüğe giren Tüzük, AB’nde oluşan atıkların üçüncü ülkelere ihracatına kısıtlama getirmektedir. Tüzük kapsamında, atık ihracatına ilişkin olmayan hükümler 20 Mayıs 2026 tarihinde, plastik atık ihracat kısıtlamalarına ilişkin hükümler 21 Kasım 2026 tarihinde, plastik harici diğer atık türlerinin ihracatına ilişkin hükümler ise 21 Mayıs 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir. 45. Madde kapsamında uygulanacak olan izleme süreci ise mevzuatın yürürlük tarihi olan 20 Mayıs 2024 itibarıyla uygulanmaya başlanmıştır.

İZLEME SÜRECİ: Tüzük kapsamında, Madde 45 uyarınca AB’den OECD ülkelerine ithal edilen atıkların varış ülkesinde çevreye uygun koşullarda işlendiğine, söz konusu atık ithalatının varış ülkesinde atık toplama kapasitesini olumsuz etkilemediğine yönelik bir izleme süreci yürütülecektir. Plastik atık özelinde ise, plastik atığın ve atık geri kazanımı sonucunda oluşan artıkların (yakma ve dökme yasağı) çevreye uygun koşullarda işlenmesi, ithal edilen plastik atığın ülke içinde oluşan plastik atığın çevreye uygun koşullarda işlenmesini engellememesi, ithal edilen plastik atığın üçüncü ülkelere sevkiyatının önlenmesi, hava, toprak, su ve deniz kirliliğinin önlenmesi amacıyla plastik atık sevkiyatları ve plastik atık işleme tesislerine yönelik özel uygulamaların ve düzenli denetimlerin varlığının gösterilmesi gerekmektedir.

Komisyon tarafından plastik atık ihracatına ilişkin özel izleme süreçleri uygulanacak olup, 21 Mayıs 2026 tarihine kadar AB’den ciddi miktarda plastik atık ithalatı yapılan ve özel izleme sürecine tabi olacak ülkeler tespit edilecek, madde hükümleri ise 21 Kasım 2026 tarihinden itibaren uygulanmaya başlayacaktır. Bu çerçevede, ilgili OECD ülkesince ilgili ülkeden atığın çevreye uygun koşullarda işlendiği, ithal edilen atığın ülke içinde oluşan plastik atığın toplanmasını ve işlenmesini olumsuz etkilemediğine yönelik tatmin edici bilgi sağlanmazsa, ilgili ülkeye plastik atık sevkiyatı durdurulacaktır.

DENETİM SÜRECİ: Madde 46 uyarınca, AB’deki atık ihracatçısının varış ülkesindeki tesisin atığı tüzük kapsamında çevreye uygun koşullarda işlediğine yönelik bağımsız üçüncü taraf denetimine tabi tutması zorunludur. Üçüncü taraf denetmenleri tüzükte yer alan koşulları karşılamalı ve ulusal resmi bir kuruluş tarafından yetkilendirilmiş veya akredite edilmiş olmalıdır. Denetim geçerlilik süresi iki yıl olup, denetimden geçmiş olan tesis denetim raporunu sunarak AB’den atık ithalatı yapabilecektir.

ÇEVREYE UYGUN KOŞULLARDA İŞLEME: Mevzuatta atıfta bulunulan çevreye uygun koşullarda işleme koşulu Madde 59’da genel olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede, atığın sevkiyatı, işlenmesi, işleme sonrası artığın yönetiminin insan ve çevre sağlığına uygun koşullarda olması, bunun için ilgili AB mevzuatlarına birebir uyum aranmasa da AB koşullarına eş değer olması gerektiği ifade edilmektedir.

SÜRDÜRÜLEBİLİR GELECEĞE DOĞRU GERİ DÖNÜŞÜMDEKİ BARİYERLER

Üretici tercihleri: Üreticileri geri dönüştürülmüş ve biyoplastik malzemelere geçiş yönünde motive eden temel faktörlerden biri sürdürülebilirlik ve çevresel sorumluluk konularına günden güne artan vurgudur. Daha önceki araştırmalar, geri dönüştürülmüş ve biyoplastiklerin, özellikle ham malzemelerin maliyetini doğrudan etkileyen dalgalalı petrol fiyatları bağlamında, ham plastiklere göre maliyet avantajları sağlayabileceğini vurgulamaktadır. Sürdürülebilir malzeme kullanımına yönelik vergi indirimleri ve sübvansiyonlar gibi devlet teşvikleri ve düzenlemeleri, üreticileri bu alternatifleri benimsemeye daha da teşvik etmektedir. Tüketicilerin çevre dostu ürünlere olan artan tercihi, üreticileri uygulamalarını buna göre düzenlemeye zorlamaktadır. Avrupa Birliği'nin Tek Kullanımlık Plastikler Direktifi, belirli plastik ürünlere kısıtlamalar getirmekte ve biyolojik olarak parçalanabilir ve kompostlanabilir malzemelerin kullanımını teşvik etmektedir. Üreticiler, petrol bazlı ham plastikler gibi sınırlı ve jeopolitik açıdan hassas kaynaklara bağımlılıkla ilişkili tedarik zinciri zafiyetlerinin giderek daha fazla farkına varmaktadır. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma ve jeopolitik gerilimler, tedarik zincirlerini aksatabilir ve maliyet belirsizliklerine yol açabilir. Bu motivasyonları anlamak, üretim süreçlerinde sürdürülebilir ve sorumlu malzeme seçimlerini teşvik etmeyi amaçlayan politika geliştirme, endüstri uygulamaları ve araştırma çabalarına rehberlik etmek için kritik bilgiler sağlar.

Tüketici bilgisi: Biyobazlı plastikler, yenilenebilir bitki bazlı veya organik malzemelerden elde edilir. Buna karşılık, biyolojik olarak parçalanabilir plastikler, belirli bir zaman dilimi içinde doğal olarak ayrışma ve hiçbir zararlı kalıntı bırakmama kabiliyetlerini ifade eder. Geleneksel plastik üretimi, önemli miktarda enerji girdisi gerektirir ve giderek azalan petrol kaynaklarına büyük ölçüde bağımlıdır. Ancak biyoplastik üretimi, dikkate değer bir enerji verimliliğiyle çalışarak, petrol rezervlerine olan bağımlılığımızı azaltabilir. Dahası, üretim süreci minimum karbon emisyonu üretir ve hatta biyokütle bileşenleri tarafından CO2 emilimi yoluyla karbon nötrlüğüne bile ulaşabilir. Ek olarak, doğal bileşenlerin kullanımı, daha önce geleneksel plastik üretiminin ayrılmaz bir parçası olan tehlikeli maddelere olan bağımlılığı azaltır.

2017 yılında, küresel biyoplastik tüketimi 1,06 milyon tona ulaşmış ve piyasa değeri 3,4 milyar ABD doları olmuştur. Bu rakamlara rağmen, biyoplastikler dünya çapındaki toplam plastik ambalaj satışlarının yüzde 1'inden daha azını oluşturmuştur. Biyoplastik ambalajlar için büyüme tahmini, petrol bazlı plastiklere kıyasla belirgin şekilde daha yüksektir ve Avrupa pazara liderlik ederek küresel tüketimin üçte birini oluşturmaktadır.

Birçok kişi biyoplastikler hakkında olumlu algılara sahip olsa da ve bunları algılanan çevresel faydalarına bağlasa da, halk arasında hala yaygın endişeler ve olumsuz tutumlar bulunmaktadır. Avrupa'da yapılan bir çalışma, katılımcıların plastikle ilgili çevresel sorunların farkında olmalarına ve biyoplastiklere karşı olumlu tutumlarına rağmen, sınırlı bulunabilirlik ve yetersiz bilgi gibi önemli zorlukların bölgede yaygın olarak benimsenmesini engellemeye devam ettiğini vurgulamıştır. Dahası, temel bir zorluk, bazı kişilerin nüanslara rağmen tüm biyoplastiklerin evrensel olarak biyolojik olarak parçalanabilir veya geleneksel plastiklerden doğası gereği daha sürdürülebilir olduğunu varsaydığı yanlış anlamaların varlığıdır. Özellikle gıda ürünlerinden elde edilen biyoplastikler söz konusu olduğunda, biyoplastikler ve gıda üretimi arasındaki potansiyel rekabet konusunda endişeler ortaya çıkmıştır ve bu da kaynak tahsisi ve gıda güvenliği konusunda etik soruları gündeme getirmektedir. Önceki araştırmalar, biyoplastiklerin doğal ortamlarda kolayca bozunmadığını ve özellikle sucul ortamlarda zorluklar yarattığını göstermektedir. Tam bozunma henüz kesin olarak gerçekleşmese de, kum-su ara yüzeyinde neredeyse tam bozunmayla sonuçlanan başarılı deneyler yapılmıştır. Bu nedenle, devam eden araştırmalar, biyoplastiklere yönelik toplumsal tutumların dinamiklerini sürekli olarak incelemeli ve böylece sürdürülebilir tüketim uygulamalarını bilgilendirmeli ve şekillendirmelidir.

Ödeme isteği: Mısır veya şeker kamışı gibi yenilenebilir malzemelerden elde edilen biyoplastikler, geleneksel plastiklere göre daha çevre dostu alternatifler olarak algılanmaktadır. Dikkat çekici bir biyobazlı plastik olan Polietilen Furanoat'ın (PEF) önümüzdeki yıllarda tüketicilere sunulması beklenmektedir. Örneğin PEF, geleneksel plastiklere kıyasla önemli ölçüde daha düşük bir karbon ayak izine sahiptir ve CO2 emisyonlarında yüzde 43-56'lık dikkate değer bir azalma sağlar. 2021 yılında yürütülen bir çalışmada, katılımcıların yüzde 65’i geleneksel şişelere kıyasla biyobazlı plastik şişeler için daha fazla ödeme yapmaya istekli olduklarını göstermiştir. Çalışma, katılımcıların ortalama olarak biyobazlı bir plastik şişe için 1,08 GBP ödemeye istekli olduklarını, bunun da geleneksel plastikten yapılmış bir su şişesinin 1 GBP'lik maliyetine kıyasla yüzde 8'lik bir artışı temsil ettiğini göstermiştir. İlginç bir şekilde, çalışmaya katılanlar biyobazlı plastiğin geri dönüşümüne diğer hususlara kıyasla daha düşük bir önem seviyesi bildirmişlerdir. Katılımcıların demografik özelliklerine bağlı olarak sonuçların değişitiğini gösteren bir araştırma yürütülmüştür. Çalışma, en genç katılımcıların en yaşlı katılımcılara kıyasla plastik su şişeleri için daha düşük bir ödeme yapma isteği sergilediğini gözlemlemiştir. Ek olarak, araştırma, erkeklerin plastik şişeler için ödeme yapma isteğinin ortalama olarak kadınlardan 0,115 € daha yüksek olduğunu ortaya koymuştur. Bu malzemelerin çevresel özelliklerinin etkili bir şekilde iletilmesi, tüketicilerin daha fazla ödeme yapma isteğini etkilemede hayati önem taşımaktadır.

KAYNAKLAR

  1. Amadei, A.; Rigamonti, L; Tosches, D; Sala, S. Combining MFA and LCA models to unveil the EU plastic value chain impacts, ScienceDirect, 2025
  2. T.C. Ticaret Bakanlığı, AB Yeşil Mutabakat, AB Ambalaj ve Ambalaj Atığı Mevzuatı, https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/yesil-mutabakat/ab-dongusel-ve-surdurulebilir-sanayi-politikalari/ab-ambalaj-ve-ambalaj-atigi-mevzuati
  3. D’Amato, A; Nicolli, F; Paleari, S; Schluep, M; Specker, A.; Tuscano, J.; Piscitello, C.;Wilts, H.; The fate of EU plastic Waste, European Environment Agency, 2023, https://www.eionet.europa.eu/etcs/etc-ce/products/etc-ce-report-2023-2-the-fate-of-eu-plastic-waste
  4. T.C. Ticaret Bakanlığı, AB Yeşil Mutabakat, AB Atık Sevkiyatı Mevzuatı, https://ticaret.gov.tr/dis-iliskiler/yesil-mutabakat/ab-dongusel-ve-surdurulebilir-sanayi-politikalari/ab-atik-sevkiyati-mevzuati
  5. Chapman, A.; Kumar, K.;Takako, S; Yoshimoto, M.; Kishimoto, K.; Overcoming barriers to proactive plastic recycling toward a sustainable future, ScienceDirect ,2024