Ekonomide stagflasyon riski:
Fiyatlar yükselir, ekonomik aktivite yavaşlar
Selçuk GÜLSÜN
Plastik Sanayici ve İşadamları Derneği (PLASİAD)
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Fiyatların hızla yükseldiği, ancak ekonomik büyümenin yerinde saydığı stagflasyon dönemi hem tüketicileri artan yaşam maliyetleriyle hem de üreticileri düşen talep ve artan maliyetlerle karşı karşıya bırakıyor. Bu karmaşık tablo, ekonomi yönetimini enflasyonla mücadele ile büyümeyi destekleme arasında hassas bir denge kurmaya zorluyor.
Günümüzde pek çok ekonomide stagflasyon riski giderek daha belirgin hale geliyor. Stagflasyon, ekonomik büyümenin yavaşladığı ya da durgunlaştığı bir ortamda fiyatların genel seviyesinin hızla artması anlamına gelir. Bu durum, ekonomide alışılmışın dışında bir tabloyu ortaya koyar ve politika yapıcılar için ciddi bir zorluk oluşturur. Normalde yüksek enflasyon genellikle hızlı büyüyen bir ekonomiyle birlikte görülürken, stagflasyonda tam tersi bir ilişki mevcuttur. Yüksek fiyat artışları, tüketici ve üretici maliyetlerini yükseltirken ekonomik aktivitenin yavaşlaması gelirlerin azalmasına ve işsizliğin artmasına yol açar. Böylece hem yaşam standartları düşer hem de ekonomik dinamikler zarar görür.
STAGFLASYONUN TEMEL NEDENLERİ
Stagflasyonun ortaya çıkmasında genellikle arz tarafındaki şoklar belirleyici olur. Özellikle enerji ve ham madde fiyatlarındaki ani yükselişler, üretim maliyetlerini artırarak fiyatların genel seviyesini yukarı çeker. Aynı zamanda bu maliyet artışları firmaların üretim kapasitelerini sınırlayabilir veya ürün fiyatlarını tüketicilerin karşılayamayacağı seviyelere çıkarabilir. Öte yandan talep tarafında görülen daralma da ekonomik büyümeyi olumsuz etkiler. Enflasyonun yükselmesiyle tüketici harcamaları azalır, firmaların yatırım iştahı geriler ve böylece ekonomik aktivite yavaşlar. Bu ikili baskı, stagflasyonun temel dinamiklerini oluşturur.
EKONOMİK VE TOPLUMSAL ETKİLER
Stagflasyonun ekonomiye olan etkileri oldukça olumsuzdur. Tüketiciler açısından bakıldığında, artan fiyatlar nedeniyle yaşam maliyetleri yükselirken, yavaşlayan ekonomi nedeniyle işsizlik ve gelir kayıpları artar. Bu durum toplumun geniş kesimlerinde refah kaybına yol açar. İş dünyası ise hem artan maliyetlerle mücadele etmek hem de talebin zayıfladığı bir ortamda karlılığını korumak zorunda kalır. Bu ikilem, işletmelerin yatırım kararlarını ertelemesine veya küçülmesine neden olur. Ayrıca para politikası açısından da stagflasyon önemli bir ikilem yaratır. Faizleri yükselterek enflasyonu düşürmek ekonomik büyümeyi daha da baskılarken, faizlerin düşük tutulması ise fiyat artışlarının kontrolden çıkmasına yol açabilir. Bu nedenle stagflasyonla mücadele, politikaların hassas bir dengeyle uygulanmasını gerektirir.
Bu zorlu tabloya karşı politika yapıcıların atacağı adımlar kritik önem taşır. Öncelikle arz tarafındaki kısıtlamaların aşılması, enerji verimliliğinin artırılması ve üretim kapasitesinin genişletilmesi stagflasyonun etkilerini azaltabilir. Aynı zamanda para politikası araçlarının enflasyon ve büyüme arasındaki hassas denge gözetilerek kullanılması gerekir. Maliye politikası açısından ise özellikle düşük gelirli kesimlere yönelik desteklerin artırılması ve yapısal reformların hayata geçirilmesi ekonomik toparlanmaya katkı sağlar. Tüm bu tedbirler hem fiyat istikrarını sağlama hem de ekonomik aktiviteyi canlandırma hedefini birlikte gözetmelidir.
STAGFLASYON, YÖNETİLMESİ GÜÇ BİR SÜREÇ
Sonuç olarak, stagflasyon ekonomide hem fiyatların hızla artması hem de büyümenin yavaşlaması nedeniyle yönetilmesi güç bir süreçtir. Mevcut küresel koşullar, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar ve pandemi sonrası toparlanma sürecindeki zorluklar stagflasyon riskini artırır. Bu nedenle, politika yapıcıların çok yönlü ve proaktif stratejilerle hem enflasyonu kontrol altına almaları hem de ekonomik büyümeyi desteklemeleri gerekir. Aksi takdirde stagflasyonun olumsuz etkileri toplumun geniş kesimlerine yayılabilir ve ekonomik istikrar ciddi biçimde sarsılabilir.