Özkan, yeni ticaret dönemini PLASFED Dergi’ye anlattı

KÜRESEL TİCARETTE YENİ KURALLAR: KARBON VE SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK

Yusuf ÖZKAN

Kayseri Plastik Sanayicileri Derneği (KAYPİDER) 

Yönetim Kurulu Başkanı

Küresel rekabetin çevre hassasiyeti üzerinden yeniden şekillendiği bu dönemde, Türk sanayisinin karbon yönetimine hazır hale gelmesi artık bir seçenek değil, kaçınılmaz bir zorunluluktur. Aksi halde hem ekonomik hem de çevresel faturayı çok daha ağır ödeyeceğiz.

Günümüzde babadan, dededen gördüğümüz geleneksel ticaret ve üretim anlayışı, yerini çok daha acımasız koşulların hâkim olduğu küresel sanayi rekabetine ve ekonomik savaşlara bırakmıştır. Bu hızlı değişim ve dönüşüm süreci hem yeraltı hem de yerüstü kaynaklarımızın vahşice tüketilmesine yol açmış; aynı zamanda aşırı tüketim ve israfla birlikte her geçen gün artan atık sorununu da beraberinde getirmiştir.

Özellikle yeraltı kaynaklarına ulaşmak ve ekonomik menfaat sağlamak amacıyla üçüncü dünya ülkelerini sömürmekten çekinmeyen, insan hayatını hiçe sayarak milyonlarca insanı köle gibi çalıştıran; buna rağmen söz konusu menfaatleri bittiğinde insan haklarından bahsetme yüzsüzlüğünü gösterebilen Avrupa ve Batı ülkeleri, çıkarları uğruna her yolu mubah görmüştür. Ne yazık ki bu ülkeler, haber alma ve medya gücünün artmasıyla bu gerçeklerin açığa çıkmaya başlaması üzerine, yöntem değiştirme yoluna gitmiş; yeni kavramlar ve uygulamalar icat ederek uluslararası düzeyde haksız rekabete yol açacak, kendi menfaatleri doğrultusunda yeni kararlar, kanunlar ve yönetmelikler üretmenin yollarını aramışlardır.

FATURAYI İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ DÜNYA  ÜLKELERİ ÖDÜYOR

Bu çerçevede bugün “emisyon ticaret sistemi”, “sınırda karbon düzenlemesi”, “iklim krizi”, “kuraklık” gibi kavramların gündeme getirildiğini görüyoruz. Bu argümanların zamana yayılarak devreye sokulması planlanmaktadır. Burada şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Peki, onlarca yıl boyunca dünyanın altını üstüne getirirken neredeydiniz? Ozon tabakasının delinmeye başladığı haberleri dünyaya yayıldığında çevre adına ne yaptınız? Elbette hiçbir şey… Çünkü o dönemde işlerine gelmiyordu. Bugün ise kendi altyapılarını bu yönde hazırladıktan sonra çevre hassasiyeti üzerinden yeni kurallar ve yaptırımlar getirerek, bu dönüşümün ağır faturasını ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine ödetmeye çalışmaktadırlar. Yani çevreyi önce kendileri kirletip yok etmiş, şimdi ise bu kirliliğin bedelini başkalarına yüklemenin planlarını yapmaktadırlar.

TÜRK SANAYİSİ HENÜZ HAZIR DEĞİL

Büyük uluslararası firmaların bu alanda departmanlar kurduğunu, uzman danışmanlar istihdam ettiğini görüyoruz. Ancak Türk sanayisinin henüz bu sürece hazır olduğuna inanmak güç. KOBİ’lerimize ve diğer işletmelerimize baktığımızda, sanayi odaları ve dernekler aracılığıyla bilgilendirme toplantıları yapıldığını görüyoruz. Fakat ne yazık ki bu toplantılar, çoğu zaman yalnızca genel bir farkındalık yaratmakla sınırlı kalıyor. Karbon ölçüm yöntemleri, tedarik zincirindeki ürünlerin karbon ayak izinin hesaplanması, ölçüm kriterleri ve bu süreçlerin maliyetleri gibi konularda hâlâ ciddi belirsizlikler vardır. Ayrıca bu uygulamaların getireceği yüksek maliyetler, üreticilerimizi ve ihracatçılarımızı endişelendirmektedir.

Ancak gerçek şudur: Bu süreçten kaçış mümkün değildir. Uluslararası ticaretin ve rekabetin yeni kuralları çevre ve karbon odaklı olarak şekillenmektedir. Ceza ve yaptırımlar devreye girmeden, firmalarımızın şimdiden altyapılarını oluşturması, ekiplerini kurması ve karbon yönetimine dair yol haritalarını hazırlaması kaçınılmaz hale gelmiştir. Çünkü gelecekte doğa, kendisine yapılanların bedelini mutlaka bizlere ödetecektir. İklim değişikliği, kuraklık, su kaynaklarının tükenmesi, artan atık dağları bunun en açık göstergesidir.

DÖNÜŞÜME AYAK UYDURMALIYIZ

Bugün, çevresel etkiler konusunda gerekli hassasiyeti göstermek hem sanayimiz hem de gelecek nesillerimiz için bir zorunluluktur. Hepimizin çok iyi bildiği gibi, “zararın neresinden dönülse kârdır.” O nedenle Türk sanayisinin de bu dönüşüme ayak uydurması, üretim anlayışını yeniden gözden geçirmesi ve sürdürülebilirliği iş yapış biçiminin merkezine koyması artık ertelenemez bir görevdir.