Selçuk GÜLSÜN
Plastik Sanayici ve İşadamları Derneği (PLASİAD)
Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı
Karbonsuz sanayi artık bir seçenek değil… Türk sanayisi, bu dönüşüme zamanında uyum sağlayarak yalnızca rekabet gücünü korumakla kalmayacak, aynı zamanda yeni teknolojiler, enerji kaynakları ve ihracat fırsatlarıyla küresel pazarlarda avantaj elde edebilecek.
İklim krizi, artık yalnızca çevresel bir sorun değil; ekonomik dengeleri, teknolojik gelişmeleri ve ticaret ilişkilerini kökten dönüştüren bir gerçeklik. Dünya genelinde sanayi üretimi, tarihte belki de en büyük dönüşümünü yaşıyor. Bugün sanayinin karbonsuzlaşması gönüllü bir tercih olmaktan çıkıp, ülkelerin kalkınma stratejilerinin ve uluslararası ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda. Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ve dünya çapında hızla artan “net sıfır” taahhütleri, sanayi sektörlerini geri dönülmez bir değişim sürecine zorluyor.
Bu dönüşümün en önemli özelliği, yalnızca karbon salımını azaltmakla sınırlı olmaması. Üretim süreçlerinin yeniden kurgulanmasını, enerji kaynaklarının çeşitlenmesini, dijitalleşmenin hızlanmasını ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılmasını beraberinde getiriyor. Sanayinin karbonsuzlaşması, aynı zamanda yeni iş modellerinin, inovatif teknolojilerin ve küresel rekabetin yeniden tanımlanması anlamına geliyor.
KÜRESEL TABLO: ZORUNLULUK VE REKABET YARIŞI
Sanayileşmiş ülkeler, karbonsuz üretim konusunda büyük yatırımlar yapıyor. Almanya, Japonya ve Güney Kore, düşük karbon teknolojilerine ve yeşil hidrojene milyarlarca dolarlık fon ayırmış durumda. Çin, güneş paneli üretiminde ve elektrikli araç teknolojisinde dünya liderliğini güçlendirirken, aynı zamanda yenilenebilir enerji kapasitesini agresif biçimde artırıyor. Avrupa Birliği ise 2050’ye kadar “net sıfır” hedefi doğrultusunda karbon fiyatlandırma mekanizmalarını sertleştiriyor.
TÜRKİYE’NİN DURUMU: İKİ YÖNLÜ BİR TABLO
Türkiye açısından bu dönüşüm hem riskler hem de fırsatlar barındırıyor. Öncelikle risklere bakıldığında, enerji yoğun sektörlerin ağırlığı dikkat çekiyor. Çimento, demir-çelik, kimya, plastik ve tekstil gibi alanlar hem ihracatın temelini oluşturuyor hem de yüksek karbon salımıyla öne çıkıyor. Bu sektörler, 2026’da yürürlüğe girecek SKDM nedeniyle ciddi bir maliyet baskısıyla karşı karşıya kalacak. Avrupa pazarına ihracat yapan Türk şirketleri, karbon ayak izlerini ölçmek ve raporlamak zorunda kalacak. Eğer bu uyum sağlanmazsa, Türk ürünleri gümrük vergisi benzeri karbon maliyetleriyle karşılaşacak ve rekabet avantajını kaybedecek.
Diğer yandan, Türk sanayisinin dönüşüm için önemli imkanları da var. Türkiye, güneş ve rüzgar enerjisi bakımından ciddi bir potansiyele sahip. Enerji verimliliği alanında özellikle organize sanayi bölgelerinde başlatılan projeler giderek yaygınlaşıyor. Avrupa Birliği fonları ve uluslararası yeşil finansman kaynakları, düşük karbonlu yatırımlar için yeni fırsatlar yaratıyor.
KARBONSUZLAŞMANIN ÇOK BOYUTLU ETKİSİ
Sanayide karbonsuzlaşma, yalnızca teknik bir mesele değil. Yönetim anlayışında, iş yapış biçimlerinde ve şirket kültüründe köklü değişiklikler gerektiriyor. Artık üreticilerden yalnızca maliyet avantajı değil, aynı zamanda çevresel ve sosyal sorumluluk bekleniyor. Büyük markalar, tedarik zincirlerini seçerken karbon ayak izini bir kriter haline getiriyor. Dolayısıyla Türk sanayiciler için sürdürülebilirlik, sadece bir “çevre meselesi” değil; aynı zamanda bir “ticaret meselesi” olarak görülmek zorunda.
TÜRKİYE’NİN ÖNÜNDEKİ KRİTİK SEÇİM
Bugün Türkiye’nin önünde tarihi bir tercih var. Bu dönüşüme zamanında uyum sağlamak, ülkeyi küresel değer zincirlerinde güçlü bir konuma taşıyabilir. Gecikmek ise ihracatta pazar kaybına, artan maliyetlere ve uluslararası rekabette geri kalmaya yol açabilir. Karbonsuz sanayi dönüşümü artık bir seçenek değil; ekonomik geleceğin sürdürülebilirliği için zorunlu bir yol.
Doğru yatırımların yapılması, etkin politikaların uygulanması ve sanayicilerin bu süreci sahiplenmesi halinde Türk sanayisi, yalnızca riskleri bertaraf etmekle kalmaz; aynı zamanda yeni fırsatlar yaratır. Karbonsuzlaşma, Türkiye için bir yük değil, aksine yeni bir kalkınma hikayesi olabilir.