Erol Aykut ile Türk sanayisini, yerli üretimi ve geleceği konuştuk

Rize Fındıklı’da lise kantininde başlayan girişimcilik serüveni, bugün 37 ülkeye ihracat yapan bir sanayi liderliğiyle taçlanıyor. Türkiye’nin ilk laminasyon makinelerini üreten, yerli çipli kimlik kartlarını hayata geçiren Erol Aykut; dürüstlük, samimiyet ve emeğe saygıyı işinin temel ilkeleri haline getirmiş bir sanayici. Kurucusu olduğu Eraysan Group ve MAPİ markasıyla ülke ekonomisine değer katmayı sürdüren Aykut, PLASFED Dergi’ye verdiği röportajda “Sanayici desteklenmeli çünkü Türkiye’nin geleceği üretimde” diyerek güçlü bir çağrıda bulunuyor.

Rize’nin Fındıklı ilçesinde doğan, ticarete lise yıllarında kantin işleterek başlayan ve bugün 37 ülkeye ihracat yapan bir iş insanı… Erol Aykut Aykut, samimiyeti, dürüstlüğü ve emeğe verdiği değerle 42 yılı aşkın süredir Türkiye’nin sanayi ve ticaret hayatında yol aldı. Kurucusu olduğu “Eraysan Group” ve “MAPİ” markası ile Türkiye’de gelişmiş ofis sistemlerinden, laminasyon makinelerinden, yerli çipli kimlik kartlarına kadar pek çok ilke imza attı. Aynı zamanda plastik sektörünün gelişimine öncülük eden, ikinci kuşağıyla birlikte kurumsallaşmayı başarmış bir aile şirketinin lideri.

Erol Aykut, sadece ticaret hayatındaki başarılarıyla değil; sivil toplum kuruluşlarındaki 30 yılı aşkın gönüllü çalışmaları, bölgesel kalkınmaya verdiği destek ve gençlere bıraktığı güçlü mesajlarla da örnek bir duruş sergiliyor. STK’larda oluşturduğu geniş iletişim ağı ve gerçekleştirdiği uluslararası forumlar, iş dünyası ile kamu arasında köprüler kuruyor.

Bu röportajda, Erol Aykut’un kişisel hikayesi, yerli üretime ve sürdürülebilirliğe dair vizyonu, Türkiye sanayisinin ve plastik sektörünün güncel durumu, devlet teşviklerine bakışı ve sosyal sorumluluk alanındaki çabalarını içtenlikle dinleyeceğiz. Türkiye’nin üretimle güçlenen geleceğine dair önemli perspektifler sunan Aykut, her satırında ülkesine olan inancını ve işine olan tutkusunu hissettiriyor.

Sizi tanıyarak başlayalım, kimdir Erol Aykut?

1965 yılında Rize’nin Fındıklı ilçesinde doğdum. Evliyim, biri kız biri erkek olmak üzere iki evladım var. Kızım anaokulu öğretmeni ve evli; bir de torun sahibiyim. Oğlum ise e-ticaret alanında faaliyet gösteriyor. “Ofisma.com” isimli kendi girişimini grup içinde başarıyla yürütüyor. İlk, orta ve ticaret lisemi memleketimde tamamladım. Eğitim hayatım devam etti; iktisat bölümünü dışarıdan tamamladım. Daha sonra dış ticaret ve siyaset bilimi alanlarında lisans ve yüksek lisans eğitimleri aldım. Halen dış ticaret alanında öğrenmeye devam ediyorum. Öğrenci kartım bile var, toplu taşımada kullanıyorum (gülüyor). Eğitim benim için hiç bitmeyen bir süreç.

Ticaret hayatınız nasıl başladı?


Ticarete lise yıllarında kantin işleterek başladım. Zor ama sıcak bir coğrafyada büyüdüm. Karadeniz insanının samimi ve çalışkan yapısını her zaman işime yansıttım. Ailem, kültürel değerlerim, eşim ve çocuklarım hep en büyük destekçilerim oldu. Eşimle evlendiğimizde ondan bir ricada bulundum: “Çocuklarımızı anne sevgisiyle büyütelim.” O da bu fedakarlığı yaptı. Bugün çocuklarımızın kişiliklerinin bu kadar sağlam olmasının temelinde o anne ilgisi ve sevgisi yatıyor.

Peki Eraysan ne zaman ve nasıl kuruldu?


1984 yılında şahıs firması olarak kurduğumuz yapıyı, 1986 yılında Eraysan İthalat İhracat İmalat Plastik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi olarak şirketleştirdik. “Eraysan” ismi Erol AYKUT Sanayi’den geliyor. Abimle birlikte başladık; o daha teknik yönü üstlendi, ben yönetimi. Sonra ablamın eşi olan eniştemizi de ortak ettik. Dört kardeşiz ve her zaman aile içi birlik ve güvenle ilerledik. Ortak havuz sistemiyle ilerleyip herkesin kendi uzmanlık alanında çalışmasına olanak tanıdık.

Sizi tanıtan ürün ve markalardan biraz bahseder misiniz?


İlk olarak laminasyon sistemleriyle başladık. Türkiye’de laminasyon makinesi üreten ilk firmayız. Tüm nüfus müdürlüklerine binlerce makine sattık. Bugün kullanılan birçok kimlik ve belge laminasyon sistemlerinin yaygınlaşmasında bizim imzamız var. 1990’lı yıllarda markalaşma sürecini başlattık ve MAPİ markasını yarattık. MAPİ, Lazca'da "ben yaptım" anlamına geliyor. Bugün MAPİ; laminasyon ürünlerinden ciltleme makinelerine, ofis kırtasiyesi ekipmanlarına kadar 11 ana kategoride 4 bin 500 ürün çeşidiyle sektörde lider konumda. Alt markalarla birlikte ciddi bir marka bilinci oluşturduk.

MAPİ markası nasıl doğdu?


MAPİ, hem yöresel kökenimizi hem de emeğe dayalı üretim anlayışımızı yansıtan bir marka. Lazca’da "ben yaptım" anlamına gelir. Markamızı oluştururken yöremize duyduğumuz saygıyı ve emeğe verdiğimiz değeri temel aldık. Bugün MAPİ markasıyla Türkiye’de ve yurt dışında birçok kurum ve kuruluşa ürün veriyoruz.

Şirketinizi bugünkü konumuna nasıl taşıdınız?


Her zaman kalite, müşteri memnuniyeti, satış sonrası hizmet, fiyat istikrarı ve sürdürülebilirliği bir arada tuttuk. Yurt dışına açıldık, Güney Kore ve Çin’den ithalat yaptık, kendi makinelerimizi ürettik. Tüm bu süreçlerde vizyoner hareket ettik. Bugün 37 ülkeye ihracat yapıyoruz. Yurt dışında da aynı samimi, güvene dayalı ilişkilerle büyüdük.

Peki şu an grup yapınız nasıl işliyor?


Eraysan A.Ş. ana şirketimiz. Bunun dışında; NOSİ Dış Ticaret, E-Medya Reklam, NOSİKA Ofis Sistemleri, MAPİ Kart (akıllı plastik kart üretimi), NBA ve Ofisma (e-ticaret şirketleri) grubumuzun diğer şirketleridir. Her bir ortak kendi yetkinliklerine uygun kategoride görev alıyor. İkinci kuşak da sahada. Her biri kendi işini yönetiyor, kendi bütçesini idare ediyor. Ortak havuza bağlı değiller. Böylece çekişme değil, sağlıklı bir rekabet ortamı oluşuyor.

MAPİ Kart şirketi ile kamuoyunda duyulan kimlik kartı üretim sürecinizden bahseder misiniz?


Türkiye Cumhuriyeti’nin çipli kimlik kartlarını yerli ve milli olarak üreten tek firmayız. Bu projeyi TÜBİTAK, İçişleri Bakanlığı ve Darphane ile birlikte yürüttük. 110 milyon adet üretim kapasitesine sahip, Visa–MasterCard–EMV sertifikalı bir tesise sahibiz. Ayrıca 30'dan fazla bankanın kartlarını, ulaşım kartlarını ve birçok kamu kurumunun kimlik kartlarını da biz üretiyoruz.

Bu yatırımın boyutu nedir?


MAPİ Kart üretim tesisimiz 30 milyon euro'nun üzerinde bir yatırımla kuruldu. Uluslararası akreditasyonları alabilmek için iki buçuk yıl uğraştık. Bugün bu tesisle Türkiye’ye yaklaşık 1,5 milyar euro tasarruf sağladık. Devletin yerli üretime yönelmesi bu anlamda ciddi bir katma değer oluşturdu.

Sizi diğerlerinden ayıran temel fark nedir sizce?


Dürüstlük, samimiyet, özveri ve emeğe olan saygı… İşimizi yapmacıksız, içtenlikle yapıyoruz. Müşteriyle, çalışanla, devletle ilişkimiz hep aynı güven temelli yapıyla sürüyor. Taklit edilsek de zorlansak da çizgimizi bozmadık. Bu da bizi 42 yıl boyunca ayakta tutan temel değer oldu.

Son olarak, bu kadar yılın ardından geriye baktığınızda ne görüyorsunuz?


Sıfırdan başlayan bir yolculuk ama çok dolu. Ne mutlu ki aile birliğiyle, vizyonla, dürüstlükle büyüyen bir yapı kurduk. Şimdi ikinci kuşak bunu daha ileriye taşıyor. Yerli üretimle ülkemize değer katıyoruz. Bu gurur bize yeter.

Sektördeki mevcut durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Biz sektöre doğru tohumlar ektik, doğru mahsuller aldık. Rekabet şartları nedeniyle zaman zaman işler azalabilir veya artabilir ama biz etik değerlerden uzaklaşmadan ticaretimize devam ediyoruz. Bu bizim temel prensibimiz.

Plastik sektörüne nasıl adım attınız?


Plastik tarafımız, Eraysan Şirketi’nin içindeki MAPİ KART markasıyla başladı. Başlangıçta sadakat ve indirim kartları, üniversite kimlik kartları gibi ürünler üretiyorduk. Zamanla 100 milyon adedin üzerinde kart ürettik. Daha sonra MAPİ KART’ı ayrı bir şirkete dönüştürdük. Bugün geldiğimiz noktada akıllı kart üretiminde önemli yatırımlarımız var.

Akıllı kartlar üretmek sıradan bir iş değil, değil mi?


Asla değil. Bu iş ciddi bir teknoloji gerektiriyor. Visa, Mastercard gibi kurumların EMV sertifikalarıyla uyumlu çalışmak zorundasınız. Tesisimiz 496 kamera ile izleniyor. Giriş-çıkışlar, yetkilendirme sistemi, çalışanların güvenlik kontrolleri üst düzeyde. Buralarda rastgele bir üretim yapılamaz. Merdiven altı üretimle karıştırılmaması gereken bir seviye bu.

MAPİ KART sadece Türkiye’de mi faaliyet gösteriyor?


Hayır. Bugün birçok ülkenin kimlik kartlarını da biz üretiyoruz. Bu artık AYKUT ailesine değil, ülkeye mal olmuş bir tesis. Devletin de tanıdığı, bildiği bir merkez haline geldik.

“STK’LAR BİRER GÖNÜLLÜ HİZMET HAVUZUDUR”


Sivil toplum kuruluşlarında çok aktif olduğunuzu biliyoruz. Bu alanlara nasıl başladınız?
Yaklaşık 25-30 yıldır gönüllü olarak STK’larda aktifim. 2014 yılında kurulan Türkiye Rizeli Bürokrat ve İş İnsanları Derneği’nin (RİBİAD) kurucu genel başkanıyım. Ayrıca bu derneğin üst federasyonu olan TÜMBİFED’in kurucusuyum. Şu anda konfederasyon düzeyinde TSTK (Tüm Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu) Genel Başkan Vekiliyim.

Bu STK’ların amacı nedir?


Türkiye’de ilk kez bürokrat ve iş insanlarını bir araya getiren bir yapı kurduk. 230’dan fazla profesörün yer aldığı, akademik ve sosyal çalışmalara odaklanan bir yapımız var. Sadece hemşeri derneği değiliz; bilimsel ve sürdürülebilir projelerle bölgelere katkı sağlıyoruz.

Bu gönüllü çalışmaların iş hayatınıza katkısı oldu mu?


Elbette. Benim hayat sıralamam net: Önce aile, sonra iş, sonra gönüllü hizmetler. STK’larda edindiğim ilişkiler, iş dünyasında da sinerji yaratıyor. Örneğin ofis malzemesi ihtiyacı olan bir STK üyesi, tercihini bizden yana kullanıyor. Ben de bir ihtiyaç duyduğumda önce bu çevreye bakıyorum. Bu karşılıklı iş birliği ekonomiye ve şirketlere doğrudan katkı sağlıyor.

Sizce iş dünyasındaki herkes bir STK’da yer almalı mı?


Kesinlikle evet. Türkiye bu konuda çok geride. STK’lar birer gönüllü hizmet havuzudur. İş insanlarının sosyal sorumluluk duygusuyla bu yapılar içinde yer alması, ülke ve toplum için çok kıymetli. İnsanlara, projelere, bölgelere dokunmak, kalıcı katkılar sağlamak iş dünyasının da sorumluluğu olmalı.

“SANAYİCİYE YEŞİL PASAPORT VERİLMELİ”

42 yıldır iş dünyasının içindesiniz. Bu uzun yolculukta Türk sanayisinin nasıl bir değişim yaşadığını düşünüyorsunuz?
Türk sanayisi, özellikle benim işe başladığım yıllarda yeniliğe ve teknolojiye son derece açık bir yapıdaydı. O dönemlerde üreten herkes kazanıyordu. Yeni bir şey ortaya koyan çok daha fazla kazanıyordu. Ancak yıllar geçtikçe, bilgi çağından teknoloji çağına, ardından insan odaklı ve kalp endeksli ticaret dönemlerine geçildi. Fakat şunu hep gördüm: Sanayici hep mutsuz. Geçmişte de öyleydi, şimdi de. Çünkü devletin sanayiciye bakışı, onu baş tacı yapmak yönünde olmadı hiçbir zaman. Halbuki bu ülkenin üreten insanlara ihtiyacı var.

Sanayiciye ne yapılmalı diyorsunuz peki?


Sanayici desteklenmeli. Mesela yeşil pasaport doğrudan sanayiciye verilmeli. Üreten, istihdam sağlayan kişi ülkeyi ayakta tutan kişidir. Ben yıllar önce Türkiye’de kimsenin üretmediği plastik kartlar için yatırım yaptım. Makine ürettim, her ilde bayilerime verdim. Herkes kazandı. Onlar kazandıkça ben de büyüdüm. Bu bir kazan-kazan düzeniydi.

Üretim konusunu çok önemsiyorsunuz, örnek verir misiniz?


Tabii. Zamanında Hong Kong’tan spiral ithal ediyordum. Sonra bu ürünleri Türkiye’de üretmeye karar verdim. Makine yatırımı yaptım ve şimdi 37 ülkeye ihracat yapıyorum. Düşünün, ithalat yaptığım bir ürünü hem Türkiye'de üretiyorum hem de dünyaya satıyorum. Böylece ithalatı kesiyor, ülkeye döviz kazandırıyorum.

Devletin teşvik sistemine dair eleştirileriniz var mı?


Var tabii. Sürekli teşvik paketlerinden söz ediliyor ama gerçek sanayiciye ulaşmıyor bunlar. Evrak hazırlayana kadar fırsat bitiyor. Yatırım yapacak olan insanın finansmana ulaşması gerekiyor. Yüzde 50-60 faizle hangi yatırım yapılır? Gerçek üreticiye düşük faizli fonlar sağlanmalı. Makine, hammadde, personel, enerji, vergi gibi kalemlerde doğrudan destek olmalı. Çin bunu yaptı. O yüzden üretimde bu kadar büyüdü.

Yani devletin sadece ihracatı değil, ithalatı da azaltacak üretimi desteklemesi gerektiğini söylüyorsunuz?


Kesinlikle. Bir ürün yurt dışından geliyorsa ve sen burada onu üretebiliyorsan, ithalatın önünü kesiyorsun. Bu da ülke ekonomisine katkıdır. Biz zamanında Türkiye’de üretilmeyen banka kartlarını ürettik. Bugün o ürünlerin milyonları Türkiye’de kalıyor. Bu büyük bir katkı.

Küçük ve orta ölçekli işletmelerin (KOBİ) son dönemde büyük zorluklar yaşadığı söyleniyor. Siz nasıl görüyorsunuz bu tabloyu?


Doğru, KOBİ’ler ciddi sıkıntıda. İlk 500 sanayi kuruluşunun yüzde 58’i geçen yıla göre düşüşte. Kâr etmek şöyle dursun, zarar eden çok fazla firma var. Sanayi Odası meclis toplantılarında da bunlar dile getiriliyor. İşçilik sorunu, finansmana ulaşım, bürokrasi, hepsi sanayicinin önünü tıkıyor.

Son olarak gençlere ne önerirsiniz?


Gençlerin çok çalışmasını, araştırmacı ve üretken olmasını isterim. Teknolojiyi iyi kullanmalılar ama aile bağlarını da koparmamalılar. Bilgiyi alın ama insan sevgisini kaybetmeyin. Başarı sadece akademik değil, karakterle de mümkün.

PLASFET’in çalışmaları hakkında görüşleriniz nelerdir?

Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED), sektörü bir çatı altında toplayan başarılı bir yapı. Ömer Karadeniz Başkan’ın vizyonu ve kucaklayıcı yaklaşımı çok değerli. Onun liderliği olmasa, PLASFED bu kadar parlamazdı. STK’larda sevgi, emek ve vizyon olmazsa başarı zor. Ömer Başkan hem eğitimli, sosyal hem de gazeteci kimliğiyle bu işi severek yapıyor. Sosyal medyayı iyi kullanıyor, bu da iletişim ve görünürlük açısından çok önemli. Ömer Başkan “Biz” diyor, “Ben” demiyor. Bu takım ruhunu güçlendiriyor. Bu ruh olmadan iyi bir STK başkanı olunmaz. PLASFED’in çalışmaları başarılı ve sektör için çok faydalı…

Plastik sektörü, diğer sektörlerden nasıl ayrışıyor?


Plastik her sektörde var. Tekstilde, otomotivde, savunma sanayinde, ofis malzemelerinde… Bu yüzden çok dinamik bir sektör. Girdiği her sektörde vazgeçilmez. Petrol fiyatları arttığında etkileniyor ama düşse de bir yere kadar düşüyor. Dolayısıyla sürdürülebilirliği yüksek bir alan. Zorunlu ihtiyaçlara hizmet ettiği için krizlere karşı daha dirençli.

“GERÇEK SANAYİCİ ENVANTERİ ÇIKARILMALI”

“Sanayiciye yatırım yapma imkanı verilirse bu ülke uçar. Gerçek sanayici envanteri çıkarılmalı. Çürük elmalar ayrılmalı ama sağlam olan desteklenmeli. Bakın savunma sanayi örneği ortada. Bayraktar gibi firmalar bu destekle büyüdü. Biz küçük ölçekli üreticiler de desteklense, Türkiye çok daha büyük başarılara imza atar.”