Türkiye ekonomisinde 2024 yılında sıkı para politikasının etkisiyle yüzde 3’lerin altına inen büyüme oranının bu yılın ikinci çeyreğinden itibaren tekrar yüzde 4’lerin üzerine çıkma eğilimini izliyoruz.
Erhan ASLANOĞLU
İstanbul Bilgi Üniversitesi
Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi
2025 yılı küresel ekonomide hem ekonomik hem jeopolitik anlamda son derece önemli gelişmelerin yaşandığı bir yıl olmaya devam ediyor. Trump‘ın ikinci döneminin başlamasıyla tekrar alevlenen ticaret savaşları nisan ayında zirve noktalarına çıktıktan sonra bir süreliğine soğuma sürecine girdi. Ağustos başında Trump’ın ana ticaret ortaklarından ABD’de yüksek boyutlu yatırım yapma taahhüdü ile gümrük oranlarında indirime gittiğini izledik. Ağustos ayı başında nisan ayına göre daha düşük fakat ikinci dünya savaşından bu yana en yüksek oranlara çıkan, yılbaşında yaklaşık yüzde 3 olan ABD gümrük vergisi oranının yüzde 18’lereyükseldiği bir tablo ile karşılaştık. Bu süreçte Çin ile yapılan müzakereler sonuçlanmamış yüzde 30’da tutulan gümrük vergileri görüşmelerin sonuna kadar sabitlenmişti.
Ekim ayı içerisinde Çin’in nadir metaller ihracatını sınırlama hamlesinin ardından Trump‘ın Çin’e uygulanan yüzde 30 vergiye ek yüzde 100 daha yeni vergi getirme tehdidi ile kızışan ticaret savaşında yeni bir dönem de başlamış oldu. Tahminimiz söz konusu yüksek gümrük vergilerinin ve misillemelerinin devreye girmesi durumunda hem ABD hem Çin ekonomisi hem de küresel ekonomi için hiç iyi olmayan sonuçlar ortaya çıkabilir. Mevcut durumda ne ABD’nin ne de Çin’in böyle bir riski alamayacağını, görüşmeler sonucunda görece yüksek kalsa bile daha makul seviyelerde gümrük vergileriyle şimdilik anlaşma olacağını tahmin ediyoruz.
Küresel ticaret savaşında bu denli yüksek vergi oranlarını konuşmamıza rağmen bu gelişmelerin makroekonomik veriler üzerindeki etkisi şimdilik sınırlı kalmış görünüyor. Bunun bir nedeni öne alınan siparişlerle yılın ilk yarısında hızlı büyüyen ekonomilerin yıllık ortalamaları da yüksek tutması, ikincisi ise özellikle ABD’ye ihracat yapan firmaların fiyat indirimi yaparak nihai tüketiciye enflasyonu yansıtmama gayretleri diyebiliriz. Enflasyonun çok yükselmediği bir ortamda talebin çok değişmemesi büyüme üzerindeki etkileri de sınırlamış görünüyor. Bununla birlikte, ülkelerin ticaret savaşını atlatmak için aldığı maliye politikası önlemleri, yüksek oranlı yatırım talepleri, askeri harcamaların getirdiği yükler birçok Avrupa ve Asya ülkesinde ekonomik, siyasi sorunları beslemeye başlamış gözüküyor. Orta vadede ticaret savaşının büyüme ve enflasyon üzerinde daha olumsuz etkilerini görme ihtimaliniz ciddi biçimde bulunuyor.
Not: Erhan Aslanoğlu’nun PLASFED okuyucuları için hazırladığı makalenin tam metnini plasfed.org.tr web adresimizden okuyabilirsiniz.

