Tam Sürüm

Gözde İlter Çağıl

2026, küresel büyümede hızın değil dengelerin test edileceği bir yıl olacak

2026, küresel ekonomi açısından büyüme hızından çok makro dengelerin dayanıklılığının sınanacağı bir yıl olacak. Para politikalarında yön arayışı, jeopolitik riskler, sermaye akımlarındaki yeniden konumlanma ve yapay zekâ yatırımlarının üretkenliğe etkisi büyümenin niteliğini belirleyen temel unsurlar haline geliyor. Küresel ölçekte finansal koşulların seyri, enflasyon dinamikleri ve politika belirsizlikleri risk iştahını şekillendirirken; hem gelişmiş hem gelişen ekonomilerde kırılganlıkları yönetebilme kapasitesi öne çıkıyor. Bu çerçevede 2026, hızdan çok istikrarın, genişlemeden çok denge arayışının ve büyümeden çok sürdürülebilirliğin test edileceği bir makro eşik niteliği taşıyor.


Küresel ekonomide jeopolitik riskler ve ekonomi politikalarına yönelik belirsizlikler artık “yeni normal”. Klasik bir döngüden ziyade yapısal bir dönüşüm sürecindeyiz. Yapay zeka yatırımları büyümenin lokomotifi olurken gevşeyen finansal koşullar da destekleyici. Ancak jeopolitik gelişmeler, politika belirsizlikleri ve yapay zeka yatırımlarının verimliliğine dair soru işaretleri aşağı yönlü riskleri canlı tutuyor. ABD’de büyümenin yüksek gelir gruplarınca taşındığı K-şekilli yapı ise kırılganlık sinyali veriyor. 2026’da küresel büyümenin yüzde 3 civarında, potansiyelin altında ancak resesyon riskinden uzak gerçekleşmesi baz senaryo. ABD’de tarife geçişkenliğinin azalması dezenflasyon sürecini destekliyor. Buna karşın enflasyondaki katılık nedeniyle Fed’in yüzde 2 hedefine ulaşması 2027’ye kalmış durumda. Jeopolitik kaynaklı emtia oynaklığı yukarı yönlü risk olmaya devam ediyor. İş gücü piyasasında ise sert bir bozulma değil, kademeli bir soğuma hakim. Bu tablo, Fed’in yılın ilk yarısında temkinli duruşunu koruyacağına işaret. Mayıs ayında Powell’ın görev süresinin sona erecek olması ve yeni başkan adayı Warsh’ın daha düşük faiz ve politika çerçevesinde değişim sinyalleri vermesi, yılın ikinci yarısında para politikasına ilişkin belirsizliği artırıyor. Beş yıldır hedefin üzerinde seyreden enflasyon ve iş gücü piyasasındaki yavaşlama, Fed içinde ve Fed ile piyasa arasındaki ayrışmayı belirginleştiriyor. Kurum son projeksiyonlarında bu yıl yalnızca 1 indirimi öngörürken, piyasa fiyatlaması daha fazla indirimi olabileceği yönünde. Artan siyasi söylemler Fed’in bağımsızlığına yönelik tartışmaları derinleştirirken, artan enerji fiyatlarının da geçici enflasyonist etkisi değerlendiriliyor. Bu ortamda erken ve agresif bir faiz indirimi finansal koşulları ters yönde etkileyebilir.


Küresel finansal piyasalar: Yapay zeka teması ve altın portföylerde öne çıkıyor


Fed’in bağımsızlığına yönelik endişeler ve artan bütçe açığı, dolar ve ABD tahvillerine yönelik güvenli liman algısını törpülüyor. Rezerv para statüsü, dirençli büyüme ve jeopolitik riskler doları desteklese de yüksek değerleme, daralan faiz farkları ve düşen reel faizler doların yukarı potansiyelini sınırlıyor. ABD tahvillerinde artan arz ve mali disipline dair endişeler, uzun vadeli riskler için talep edilen vade primi üzerinde yukarı yönlü baskı yaratırken, büyümede ivme kaybı ile faiz indirim beklentileri bu etkiyi kısmen dengeliyor. ABD hisse senetleri ve altına yönelik yatırımcı ilgisi ise görece güçlü kalabilir. Çift haneli kârlılıklar, yapay zeka yatırımları ve faiz indirim beklentileri destekleyici olsa da yüksek değerlemeler ve politika belirsizlikleri ABD hisse piyasasında dönemsel dalgalanmalar yaratabilir. Küresel risk ve belirsizlikler altının güvenli liman talebini artırırken, merkez bankalarının 2022’den bu yana güçlü alımları da bu eğilimi destekliyor. Para birimlerindeki değer kaybına karşı reel varlıklara yönelim altını destekleyen temel unsurlardan biri olurken, olası faiz indirimleri de bu görünümü güçlendirmekte. Bu çerçevede altın, portföylerde daha kalıcı bir çeşitlendirme aracı haline geliyor.


Türkiye ekonomisi: Dezenflasyon sürecinde tmekinli denge


Yurt içinde büyüme ivme kaybetse de özel tüketim katkısının artmasıyla iç talep koşulları dezenflasyonu desteklemekten uzak. İç talep görece dirençli seyrini korusa da İSO imalat PMI yaklaşık 2 yıldır üretimde daralmaya işaret ediyor. 2026’da yüzde 4’e yakın bir büyüme patikası mümkün görünürken, jeopolitik gelişmeler aşağı yönlü risk unsuru. Enflasyon, fiyat ayarlamaları ve gıda kaynaklı artışlarla yıla yüzde 30’un üzerinde seyretse de ana eğilimde geçici bir yükseliş gözleniyor. TCMB yılın ilk Enflasyon Raporu’nda 2026 tahminini, sepet ağırlıklarındaki değişim ve gıda varsayımındaki artış nedeniyle yüzde 18’e, üst bandı ise yüzde 21’e revize etti. 12 ay sonrası beklentiler ise piyasa, reel sektör ve hane halkında sırasıyla yüzde 22, 32 ve 49 seviyelerinde. Hizmet enflasyonunda katılık, yüksek gıda fiyatları, artan enerji fiyatları ve dirençli iç talep TCMB’nin temkinli duruşunu destekliyor. Piyasa fiyatlamaları yılın yüzde 28 civarında bir politika faiziyle tamamlanacağı yönünde. Cari açık milli gelire oranla sınırlı artış gösterse de halen uzun dönem ortalamalarının altında. 2026’da cari açığın artması beklenirken, altın ve enerji fiyatlarındaki oynaklıkla küresel ticaret belirsizlikleri risk oluşturuyor. TCMB rezervlerinin belirgin şekilde güçlenmiş olması dışsal şoklara tampon sağlıyor. Bütçe açığının milli gelire oranının OVP ile uyumlu seyretmesi beklenirken, dezenflasyonun kalıcılığı için para ve maliye politikası arasındaki eşgüdüm önemli. Rezerv artışı, gerileyen dolarizasyon ve geçmiş yıllara görece iyileşen cari denge dinamikleri, daha kalıcı bir makro çerçeveyle kredi görünümünü destekliyor. Not artışlarının sürmesi enflasyonda kalıcı düşüş, dış finansman ihtiyacında azalma ve politika sürekliliğine bağlı.


Yurt içi finansal piyasalar: TL varlıklara artan ilgi


Ticaret politikaları, dış politika ve makro görünüm açısından görece olumlu ayrışma, düşen risk primiyle TL varlıkları destekliyor. Cazip reel faizler ve rezerv yeterliliği, faiz patikasının piyasa beklentileriyle uyumlu ilerlemesiyle yatırımcıların TL’ye ilgisini canlı. 2026 gelişen ülkelere ve Türkiye’ye güçlü fon akımlarıyla başlarken, jeopolitik gelişmeler kısa vadede oynaklık yaratsa da sermaye akımları sürecektir. Artan reel getiri, faiz indirimleri ve gelişen ülkelere yönelik ilgi TL tahvilleri de öne çıkarıyor. 2025’te büyük ölçüde dezenflasyon patikasına duyarlı hareket eden hisse senetleri, 2026’ya artan yabancı ilgisiyle güçlü başladı. Fed ve TCMB’nin indirim süreci, artan küresel risk iştahı, gelişen ülke fon akımları ve görece iskontolu görünüm bu tabloyu destekliyor. 2026’da hem küresel hem de yurt içi portföylerde dayanıklılık ve çeşitlendirme değer yaratmanın temel unsuru olacak.


Yasal Uyarı Notu: Bu yazıda yer alan değerlendirme ve görüşler genel nitelikte olup yatırım danışmanlığı kapsamında değildir.