Ömer Karadeniz

Ömer Karadeniz

Plasfed Başkanı

Sanayi, Türkiye'nin ekonomik motoru olmaya devam ediyor


Türkiye ekonomisinin makroekonomik geleceği, sanayi sektörünün güçlenmesine bağlı. Ekonomik veriler sanayide güçlü bir toparlanmaya işaret ederken, enflasyon baskısı ve maliyet artışları sürdürülebilir büyümenin önündeki en büyük engeller olarak öne çıkıyor. Sanayinin çeşitliliğinde stratejik rol oynayan plastik sektörü ise teknoloji yatırımları ve sürdürülebilir üretim teknikleriyle ülkenin küresel rekabet gücünü artıracak potansiyele sahip. Genç ve dinamik nüfusun doğru eğitim politikalarıyla sanayiye entegre edilmesi, üretim kapasitesini daha da ileriye taşıyacaktır. Yatırım ortamının güçlendirilmesiyle birlikte Türkiye, bölgesel üretim üssü olma yolunda önemli bir avantaj yakalayabilir.


Türkiye ekonomisi, sahip olduğu genç nüfus, stratejik coğrafi konum ve gelişen üretim kapasitesiyle bölgesinde önemli bir güç olmayı sürdürüyor. Ancak küresel dalgalanmaların, enerji maliyetlerindeki yükselişin, enflasyon baskısının ve finansal piyasalardaki oynaklıkların etkisiyle ekonominin kırılganlıkları da devam ediyor. Bu süreçte sanayi sektörü, ülkenin hem büyüme dinamiklerini hem de ihracat kapasitesini belirleyen temel unsur olarak öne çıkıyor. Ağustos 2025 itibarıyla açıklanan makroekonomik veriler, Türkiye’nin üretim gücünü koruduğunu ancak sürdürülebilir büyüme için daha kararlı yapısal adımlar atılması gerektiğini gösteriyor.


Sanayi üretimi haziran ayında yıllık bazda yüzde 8,3 artış göstererek son 16 ayın en yüksek seviyesine ulaştı. Özellikle imalat sanayindeki yüzde 9,5’lik artış, üretim kapasitesinin genişlediğini ve ihracata dönük sanayi kollarının güçlü bir performans sergilediğini ortaya koyuyor. Bu tablo, Türkiye’nin ekonomik büyümesinde sanayinin rolünü bir kez daha teyit ediyor. Bununla birlikte, aynı dönemde elektrik, gaz ve iklimlendirme sektöründe kaydedilen daralma, enerji maliyetlerindeki dalgalanmanın üretim üzerinde baskı yaratmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Yıllık bazda büyüme verilerinin olumlu seyri, ekonomiye yönelik güveni artırsa da yatırım ortamında istikrarın sağlanması ve yüksek teknolojiye dayalı üretim kapasitesinin geliştirilmesi, sanayi sektörünün kalıcı bir şekilde güçlenmesi için kritik önem taşıyor.


Yıllık enflasyon yüzde 33,5


Makroekonomik göstergelerde en dikkat çeken başlık enflasyon olmaya devam ediyor. Temmuz 2025 itibarıyla yıllık enflasyon yüzde 33,5 seviyesine gerilemiş durumda. Bu, önceki aylara kıyasla bir iyileşmeye işaret etse de özellikle hizmet sektöründeki yüksek fiyat artışları, manşet enflasyonun kalıcı olarak düşmesini zorlaştırıyor. Çekirdek mal enflasyonu görece daha düşük seviyelerde seyretse de kira ve hizmetlerdeki artış, hanehalkı bütçesini ve işletmelerin maliyet yapısını zorlamayı sürdürüyor. Sanayi firmaları açısından yüksek enflasyon hem hammadde hem de enerji maliyetlerini artırarak üretim maliyetlerini yukarı çekiyor ve kârlılık üzerinde baskı oluşturuyor. Bu nedenle enflasyonun kalıcı olarak kontrol altına alınması, sanayi sektörünün uzun vadeli planlama yapabilmesi için olmazsa olmaz bir koşul. 


Dış ticaret dengesi kırılgan


Dış ticaret cephesinde, sanayi ürünleri Türkiye’nin ihracat gelirlerinin büyük bölümünü oluşturmaya devam ediyor. Ancak ara malı ve enerji ithalatına olan yüksek bağımlılık, döviz kurlarındaki oynaklıkla birleştiğinde, dış ticaret dengesini kırılgan hale getiriyor. Türkiye’nin sanayi üretiminde daha katma değerli ve teknoloji yoğun ürünlere yönelmesi, ihracatta çeşitliliği artırması ve tedarik zincirlerini güçlendirmesi, küresel rekabet gücünü artıracak temel adımlar arasında yer alıyor. Özellikle son aylarda sanayi üretimindeki güçlü toparlanma, doğru politikalarla desteklenirse, Türkiye’nin dış ticaretteki kırılganlıklarını azaltabilir.


Genç nüfus sanayi için avantaj


Türkiye’nin genç ve dinamik nüfusu, sanayi sektörünün en önemli avantajlarından biri olmayı sürdürüyor. Ancak bu avantajın üretime dönüşmesi için mesleki eğitim ile işgücü becerileri arasındaki uyumsuzluğun giderilmesi gerekiyor. Bugün birçok sanayi kolu, ihtiyaç duyduğu vasıflı elemanı bulmakta zorluk çekiyor. Özellikle teknik bilgi ve beceri gerektiren alanlarda yaşanan bu açık, üretim kapasitesini sınırlıyor. Eğitim sisteminin sanayiyle daha fazla entegre edilmesi, meslek liselerinin güçlendirilmesi ve üniversite-sanayi iş birliklerinin artırılması hem istihdamı hem de verimliliği yükseltecek adımlar olarak öne çıkıyor.


Türkiye’nin geleceği sanayide


Yatırım ortamının cazip hale getirilmesi, sanayi sektörünün sürdürülebilir büyümesi için bir diğer kritik unsur. Hukuki altyapının güçlendirilmesi, bürokratik süreçlerin sadeleştirilmesi ve dijital dönüşümün hızlandırılması, yatırımcı güvenini artıracak adımlar arasında bulunuyor. Organize sanayi bölgelerinin altyapısının geliştirilmesi, lojistik imkanların iyileştirilmesi ve kamu-özel sektör iş birliğiyle inovasyon merkezlerinin desteklenmesi, Türkiye’nin üretim kapasitesini kalıcı olarak güçlendirecek yapısal reformların başında geliyor.


Sonuç olarak Türkiye’nin makroekonomik geleceği, büyük ölçüde sanayi sektörünün güçlendirilmesine bağlı. Haziran ayında yakalanan sanayi üretimindeki güçlü ivme, ülkenin potansiyelini açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu ivmenin sürdürülebilir hale gelmesi için enflasyonun düşürülmesi, finansman maliyetlerinin azaltılması, işgücünün niteliğinin yükseltilmesi ve özellikle teknolojiye dayalı yatırımların hızlandırılması gerekiyor. Sanayi sektörü yalnızca Türkiye ekonomisinin motoru değil, aynı zamanda onu ileriye taşıyacak katalizör konumundadır. Bu potansiyelin somut kazanımlara dönüştürülmesi, kararlılık ve reform iradesiyle mümkün olacaktır.


Plastik sektörü, Türkiye sanayisinin en stratejik alanlarından biri


Plastik sektörü, Türkiye sanayisinin en stratejik alanlarından biri olarak önemini koruyor. Ambalaj, otomotiv, inşaat, beyaz eşya ve sağlık gibi pek çok sektöre ara malı sağlayan plastik ürünleri hem iç pazarın ihtiyaçlarının karşılanmasında hem de ihracat performansında kritik rol oynuyor. Türkiye, plastik üretiminde Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer alırken, son yıllarda sürdürülebilir üretim teknikleri, geri dönüşüm teknolojileri ve çevre dostu uygulamalara yönelimiyle de dikkat çekiyor. Plastik sektörünün gelişimi, yalnızca ekonomik büyüme açısından değil, aynı zamanda sanayinin çeşitliliğini artırması bakımından da stratejik değer taşıyor. Bu alanda yapılacak ileri teknoloji yatırımları, Türkiye’nin küresel pazarlardaki konumunu güçlendirecek, dışa bağımlılığı azaltacak ve katma değerli üretim kapasitesini artıracaktır.