Gözde İlter Çağıl

Gözde İlter Çağıl

Jeopolitik riskler, politika belirsizliği ve yapay zeka arasında küresel ekonomide yeni denge arayışı

2026, küresel ekonomik dengelerin jeopolitik riskler ve ekonomi politikası belirsizlikleriyle sınandığı; yapay zekanın ise makroekonomik etkilerinin daha görünür hale geldiği bir yıl oluyor. Enerji şoku dezenflasyonu zorlarken, merkez bankaları aşırı tepkiden kaçınarak temkinli kalıyor; yapay zeka yatırımları ise büyümeyi ve hisse piyasalarını destekliyor. Türkiye’de sıkı para politikası, rezervlerde toparlanma ve düşük kamu borcu makro çerçeveyi korurken; enerji fiyatları, cari açık ve siyasi belirsizlikler yakından izleniyor. Türkiye’ye ilişkin bir “algı göstergesi” olan duyarlılık endeksindeki iyileşme ise TL varlıklara yönelik ilgiyi destekliyor.


Küresel ekonomi: Merkez bankaları temkinli, yapay zeka yeni makro değişken 

Jeopolitik riskler, para politikası belirsizliği ve yapay zeka küresel makro görünümü şekillendirmeyi sürdürüyor. ABD-İran Savaşı’nın yarattığı enerji şoku büyümeyi aşağı, enflasyonu yukarı iterken; güçlü istihdam piyasasıyla birlikte faiz indirim beklentilerini öteledi. Savaş etkilerinin geçici kalması halinde küresel büyümenin yüzde 3’ler civarına gerilemesi, enflasyonun ise 2026’daki geçici yükselişin ardından 2027’de dezenflasyon patikasına dönmesi baz senaryo. Merkez bankaları, enflasyon beklentileri çıpalı kaldığı sürece aşırı tepkiden kaçınarak temkinli duracaktır. Öncü göstergeler, aktivitenin öne çekilen talepten beslenen üretim sektörüyle sürdüğünü gösterirken; tedarik zinciri baskıları ve artan girdi maliyetleri kırılganlığı artırıyor. Fed içindeki görüş ayrılıkları ve yeni başkanın politika çerçevesi, para politikasını daha tartışmalı hale getirebilir. Bölgesel ayrışma belirginleşirken, Euro Bölgesi’nde enflasyon zayıf iç talebe rağmen ECB’nin faiz artırım ihtimalini masada tutuyor; Çin’de ise zayıf iç talebe rağmen üretim küresel büyümeye sınırlı tampon sağlıyor.


ABD’de özel sektör teknoloji yatırımlarının GSYH’ye oranı sert yükselirken, yapay zeka büyüme, yatırımlar ve enflasyon üzerinde etkili yeni bir makro değişkene dönüşmüş durumda. Tüketici güveninde rekor düşük seviyelerle bu tablo, küresel büyümede K-şekilli bir yapıya işaret. Düşük ve orta gelir grupları baskılanırken, varlıklı tüketici harcamaları ve yapay zeka yatırımları büyümeyi destekliyor. Ancak veri merkezi harcamaları ve elektrik talebi kaynaklı enflasyonist etki henüz tam fiyatlanmadı.


Küresel finansal piyasalar: Yapay zeka iyimserliğine karşın uzun vadeli faiz baskısı


Küresel finansal piyasalar, yapay zeka kaynaklı güçlü kar büyümesi ile yüksek faiz hadleri arasında denge arıyor. Enerji şoku ve bozulan enflasyon beklentilerine rağmen, yapay zeka yatırımlarının yarattığı iyimserlik hisse senetlerinin dayanıklılığı artırıyor. Ancak teknoloji hisselerindeki yoğunlaşma, yüksek değerlemeler, enerji talebinin yaratabileceği enflasyonist baskılar, arz şoku riski ve olası mega halka arzlar, seçici ve temkinli duruş ihtiyacını artırıyor. Yapışkan enflasyon, dirençli büyüme, yüksek bütçe açığı, artan tahvil arzı, Fed’in bağımsızlık tartışmaları, uzun süre yüksek faiz beklentisi sebebiyle ABD 10 yıllık tahvil faizlerinde de düşüş alanı sınırlı. Fed’in gevşeme eğiliminden daha nötre dönmesi ve jeopolitik riskler dolar için destekleyici olsa da yüksek değerleme ve daralan faiz farkları yukarı potansiyeli sınırlıyor.


Altında jeopolitik haber akışı, enerji fiyatları, faiz hadleri ve doların seyri kısa vadeli oynaklık yaratabilir. Ancak, merkez bankası alımları, jeopolitik riskler, rezerv çeşitlendirme eğilimi, kamu borcuna ilişkin endişeler ve enflasyon belirsizliği altının yapısal hikayesini güçlü tutuyor. Fed’in yeniden daha güvercin bir iletişime dönmesi de bu görünümü güçlendirebilir. Altın portföylerde çeşitlendirici rolünü koruyacaktır.


Türkiye ekonomisi: Enerji şokuna karşın politika çerçevesi korunuyor


ABD-İran savaşının enerji fiyatları üzerinden yarattığı baskı, enflasyonda yukarı ve büyümede aşağı yönlü riskleri belirginleştirdi. Enflasyonda yükseliş ağırlıklı olarak enerji ve gıda kaynaklı olurken, sıkı duruşun etkisi mal ve hizmet fiyatlarına yansıdı. Yıl sonu enflasyon beklentilerinin yüzde 30’a yaklaşması, TCMB’nin ara hedefini yüzde 24’e revize etmesi ve politika faizi beklentisinin yüzde 35’lerde oluşu, dezenflasyon kararlılığıyla sıkı duruşun süreceğine işaret. 


Yılın ilk çeyreğinde çeyreklik yüzde 0,1’lik büyüme de sıkı finansal koşulların etkisini gösterirken, sanayi üretimi zayıf kaldı. Hizmet sektörü ve özel tüketim büyümeyi destekledi. Yılın ikinci yarısında kademeli toparlanma beklenirken, 2026’da büyümenin yüzde 3 civarında şekillenmesi baz senaryo. Öncü göstergelerde ise üretim tarafında sınırlı iyileşme hakim ancak, toparlanmanın nihai talep mi yoksa stoklama kaynaklı mı olduğunu görmek önemli olacak. Cari açıkta enerji kaynaklı bozulma belirginleşse de öngörüler 2026’da cari açığın milli gelire oranla uzun vadeli ortalamalara kıyasla yönetilebilir seviyelerde kalması yönünde. İhracatta artış ve çekirdek ithalatta yavaşlama dış ticarette iyileşmeye işaret etse de iyileşmenin kalıcılığı soru işareti. Küresel talebin seyri ve turizm cari dengede belirleyici olurken; düşük kamu borcu, hedeflerle uyumlu bütçe performansı ve rezervlerdeki toparlanma kredi görünümü açısından olumlu etkenler.


Yurt içi finansal piyasalar: Duyarlılık endekslerinde iyileşme TL varlıkları destekliyor


Küresel risk iştahındaki kısmi toparlanma, TCMB’nin sıkı duruşu, cazip reel faizler ve son yıllarda rezervlerde toparlanma; artan enerji fiyatları, enflasyon beklentileri ve siyasi belirsizliklere rağmen TL varlıkları görece dirençli tuttu. Raporlarda kullanılan olumlu ve olumsuz kelimelerden üretilen Türkiye duyarlılık endeksindeki toparlanma da TL varlıklarına yönelik algının küresel ve yurt içi belirsizliklere rağmen iyileştiğine işaret. Enerji kaynaklı enflasyon baskısı, cari açık görünümü ve küresel faizlerin yüksek seyri raporlarda TL’ye yönelik temkinli söylemleri bir miktar artırsa da sıkı para politikası, rezervlerdeki toparlanma ve ters dolarizasyon eğiliminin TL’ye ilgiyi canlı tutması bekleniyor. Tahvil tarafında kısa vadeli sabit getirili enstrümanlar yüksek reel faiz nedeniyle görece güçlü seyrederken, uzun vadeli tahvillerde enflasyon beklentilerinde katılık ve küresel faiz baskısı temkinli duruşu gerekli kılıyor. Eurobond tarafında düşük kamu borcu, disiplinli maliye politikası ve rezervlerdeki iyileşme olumlu başlıklar arasında yer alsa da küresel faiz görünümü seçici yaklaşımı öne çıkarıyor. 


Gelişen ülke hisse senetlerine yönelik yabancı ilgisi, görece cazip değerlemeler, faiz indirim beklentileri ve dış ilişkilerde olumlu haber akışı yurt içi hisse senetlerini desteklerken; yüksek TL alternatif getirisi, küresel ve yurt içinde siyasi belirsizlikler risk iştahını törpüleyebilir.


Yasal Uyarı Notu: Bu yazıda yer alan değerlendirme ve görüşler genel nitelikte olup yatırım danışmanlığı kapsamında değildir.