İç pazarda talebin daralması ve finansmana erişimde yaşanan sorunların bir yansıması olarak mamul üretimimizin gerilediğini ve buna bağlı olarak ihracatın üretiminden aldığı payın artarak yüzde 25 seviyesine geldiğini görüyoruz. İhracatın üretimden aldığı pay arttıkça sektörümüzün dış şoklara daha açık hale geldiğini unutmamalıyız. Dünyada ve bölgemizde yaşanan gelişmelerin de etkisiyle iç pazarda ve ihracat pazarlarında talebin daraldığı ve zorlu piyasa koşullarının hakim olduğu bir yılı geride bırakırken, ABD seçimleri sonrası hız kazanan ticaret savaşları geleceğe dair beklentilerimizi düşürmemize neden oluyor. Her ne kadar hızlı değişen açıklamalar sebebiyle ortaya çıkan belirsizlik ortamı sağlıklı bir öngörüde bulunmamızı zorlaştırıyor olsa da mevcut haliyle 2025 yılının da zor geçeceğini söyleyebiliriz.
Sektörümüz tüm zorluklara rağmen 2024 yılında ihracatını artırmayı başardı. Öte yandan, iç pazarda talebin daralması ve finansmana erişimde yaşanan sorunların bir yansıması olarak mamul üretimimizin gerilediğini ve buna bağlı olarak ihracatın üretiminden aldığı payın artarak yüzde 25 seviyesine geldiğini görüyoruz. İlk bakışta bu durum olumlu bir gelişme gibi görünüyor olsa da ihracatın üretimden aldığı pay arttıkça sektörümüzün dış şoklara daha açık hale geldiğini unutmamak gerekiyor. Son dönemde ihracatımızın yaklaşık olarak yarısını gerçekleştirdiğimiz Avrupa’da ekonominin durağanlaştığını ve 2025 yılı boyunca da bu seyrin devam edeceğinin öngörüldüğünü göz önünde bulundurduğumuzda sektörümüz açısından pazar çeşitlendirmesine gitmenin zorunluluk olduğunu söyleyebiliriz. Tabii ihracat pazarlarında hedeflerimizi geliştirmeyi başarsak dahi iç pazarımız canlanmadığı sürece üretimde istenen artışı yakalamak zor olacaktır. ABD’de yaşanan yönetim değişikliği sonrası şiddetlenen ticaret savaşının nasıl gelişeceğinin ve olası sonuçlarının ne olacağının öngörülememesi yalnızca ülkemizde değil tüm dünyada yatırım kararlarının alınmasında temkinli bir yaklaşımın benimsenmesini tetikliyor. Üstelik küresel ölçekte yaşanan bu gelişmelere ek olarak ülkemizde yaşanan; finansmana erişim sıkıntıları, yüksek finansman maliyeti, sanayi arazisi fiyatları kaynaklı yüksek ilk yatırım maliyeti ve kur hareketliliği gibi sorunları dikkate aldığımızda sanayicinin yatırım kararı almasının ne kadar zorlaştığını görebiliriz. Ülke olarak küresel ölçekte yaşanan sorunları bertaraf etme imkanımız olmasa da ülkemizdeki yatırım koşullarını iyileştirme imkanımızın bulunduğunu da göz ardı etmemek gerekiyor.
Ülkemizdeki yatırım ortamını iyileştirme adına atılabilecek en hızlı adımlardan biri sanayi arsası üretimi olabilir. Mevcut durumda imalat sanayi yaklaşık yüzde 20 ile gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) içinde en yüksek paya sahip olurken, ülkemizin toplam yüzölçümü içinde sanayiye ayrılan paya baktığımızda bu oranın yalnızca binde 4 olduğunu görüyoruz. Üstelik bu sanayi arsalarının ise yalnızca 3’te 1’lik bölümü sağlıklı bir altyapıya sahip olan organize sanayi bölgeleri içinde yer alıyor. Yurtdışında rekabet halinde olduğumuz ülkelerde ise yüzölçümünün çok daha büyük bir kısmı imalat sanayi için ayrılıyor. Örneğin bu oran Fransa’da yüzde 1,5 (yaklaşık 4 kat) İtalya’da yüzde 2,1 (yaklaşık 5 kat) Almanya’da ise yüzde 4,5 (yaklaşık 11 kat) ile ülkemizde ayrılan payın çok üzerinde yer alıyor. Sanayi arsası bu kadar az olunca fiyatlarda haliyle yükseliyor. Avrupa’da 10 euro seviyesinde olan metrekare bedelleri Kocaeli’nde 350-400 Euro, Sakarya’da ise 150 euro seviyesine gelmiş durumda. Yakın dönemde sık ziyaret etme şansı bulduğum Çin’de ise kamu kurumları sanayi yatırımları için ücretsiz arsa tahsis etmekte, hatta yatırımcıya inşaatı tamamlanmış halde uzun süreli kiralama opsiyonu da sunmakta. Böylece arsa ve inşaat kaynaklı yatırım maliyetinin aşağı çekilerek, yatırım sermayesinin üretimin nitel ve nicel olarak geliştirilmesine aktarılması sağlanmaktadır. Yalnızca sektörümüzün değil tüm imalat sanayimizin gelişmesini yavaşlatan en önemli faktörlerden olan bu sorunun çözümü için sanayi arsası üretiminin artırılması gerekiyor. Tüm olumsuzluklara rağmen 2025 yılında da sektör olarak ihracatımızı artırmak adına hepimizin elimizden geleni yapacağımıza eminim. Bu doğrultuda sektörümüzün en önemli fuarı olan K fuarının da önemli bir araç olacağını düşünüyorum. PAGDER olarak artık bir marka haline gelmiş olan seyahat programlarımızla, geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da siz değerli sektör mensuplarımızın sorunsuz bir fuar geçirmesine katkı sağlayacağız.

