Trump ve Türkiye ekonomisi: Görüşler, politikalar ve etkiler

Trump’ın agresif ticaret politikaları Türkiye’ye doğrudan büyük avantaj sağlamasa da Çin ve Avrupa’ya uygulanan kısıtlamalar Türkiye için ABD pazarında dolaylı fırsatlar yaratıyor. Siyasi belirsizlikler, ekonomik riskleri artırarak ilişkileri karmaşık hale getiriyor.

 

Mehmet Hakan ATALAY

Başkent Plastik Sanayici ve İş İnsanları (BAPSİD) Yönetim Kurulu Başkanı

Donald Trump’ın yeniden ABD başkanı olması, yalnızca Amerika’nın iç politikası açısından değil, aynı zamanda küresel ekonomi ve ticaret dengeleri bakımından da geniş çaplı etkiler yaratmaktadır. Trump’ın korumacı ekonomi anlayışı, agresif dış politika söylemleri ve stratejik savunma yaklaşımları, Türkiye ekonomisi açısından hem fırsatlar hem de riskler doğurmaktadır. Bu makaleyle Trump’ın ticaret politikaları, “America First” yaklaşımı, tehditkar söylemleri ve askeri-stratejik yaklaşımlarının Türkiye ekonomisine olası etkilerini değerlendireceğiz.

TARİFELER VE TİCARET POLİTİKALARI

Trump’ın yeniden ABD başkanlığına dönmesiyle birlikte uygulamaya koyduğu korumacı ticaret politikaları, dünya genelinde birçok ülkeye yüksek gümrük tarifeleri getirdi. Bu politikalar Çin ve Avrupa gibi büyük ticaret ortaklarını zor durumda bırakırken, bazı uzmanlara göre Türkiye için alternatif bir üretim üssü olma fırsatı doğurdu. Özellikle Çin’in ihracatta kayba uğraması durumunda, Türkiye’nin ABD pazarında daha avantajlı bir konuma geçebileceği öne sürülüyor.

Türkiye, bu tarifeler ağırlıklı olarak diğer ülkelere yöneltilirken ABD tarafından “en düşük tarife diliminde” değerlendirilerek önemli bir rekabet avantajı elde etti. Ancak uzmanlar, artan korumacılığın küresel pazarlarda rekabet baskısını artırabileceği ve Türkiye’nin alternatif pazarlarda zorlanabileceği konusunda da uyarıyor.

“ÖNCE AMERİKA” POLİTİKASI VE VOLATİLİTE

Trump’ın “Önce Amerika” yaklaşımı, küresel ticarette daralmaya ve özellikle Avrupa Birliği gibi büyük pazarlarda ekonomik yavaşlamaya yol açabilir. Bu durum Türkiye’yi doğrudan değil ama dolaylı biçimde olumsuz etkileyebilir. ABD-Türkiye ticaretine doğrudan yansıması sınırlı olsa da küresel ekonomideki daralma Türkiye’nin ihracatını zayıflatma potansiyeli taşımaktadır.

TEHDİTKAR SÖYLEMLER

Trump, ilk başkanlık döneminde Türkiye’ye yönelik sert söylemleriyle de dikkat çekmişti. Özellikle 2018’de yaşanan Brunson krizi sırasında kullandığı “Türkiye ekonomisini tamamen yok ederim” ifadesi, siyasi tansiyonu yükseltmiş ve piyasalar üzerinde olumsuz etki yaratmıştı. Bu tür açıklamalar, siyasi riskleri artırarak ekonomik güvenilirliği zedeleyen unsurlar olarak öne çıkmaktadır.

ASKERİ VE STRATEJİK YAKLAŞIMLAR

ABD-Türkiye ilişkilerinde savunma boyutu Trump döneminde önemli bir gündem maddesi oldu. S-400 sisteminin Türkiye’de konuşlandırılması nedeniyle F-35 programından çıkarılan Türkiye’ye, programın yeniden açılması için sistemin etkisiz hale getirilmesi veya ABD denetimindeki bir üsse taşınması gibi koşullar sunuldu. Bunun yanında, CAATSA yaptırımlarının kaldırılması yönünde görüşmeler yürütüldü ve yeni F-16 satışları gündeme geldi. Bu gelişmeler, Türkiye’nin stratejik konumunun ABD ile ilişkilerde ekonomik boyutu da doğrudan etkilediğini göstermektedir.

SONUÇ

Trump’ın Türkiye ekonomisine doğrudan olumlu katkısı sınırlı görünmektedir. Türkiye’ye yönelik avantajlar, daha çok Çin ve Avrupa gibi rakip ekonomilere uygulanan kısıtlamalardan doğan dolaylı fırsatlara dayanmaktadır. Öte yandan Trump’ın agresif söylemleri ve güven zedeleyici tutumu, siyasi ve ekonomik riskleri artırmakta; bu da Türkiye-ABD ekonomik ilişkilerini karmaşık bir hale getirmektedir.