Kenan Benliler, karbonsuz ve sürdürülebilir plastik üretimini anlattı

Yeşil ve dijital dönüşümü hızla benimseyen Türk plastik sektörü, düşük karbonlu üretim teknolojileriyle hem ihracat gücünü artıracak hem de küresel rekabette öncü konuma yükselecek.

Kenan BENLİLER

Plastik Sanayicileri Derneği (PAGDER)

Yönetim Kurulu Başkanı

Dünya genelinde sanayi, tarihinin en büyük dönüşümünü yaşıyor. İklim krizine karşı verilen mücadelede karbonsuzlaşma, artık bir seçenek değil; kaçınılmaz bir zorunluluk. Özellikle Avrupa Yeşil Mutabakatı, sınırda karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilirlik standartları, tüm sanayi kollarını doğrudan etkiliyor. Gelişmiş ülkeler artık sadece ürün kalitesine değil, üretim süreçlerinin karbon ayak izine de bakıyor. Avrupa Birliği başta olmak üzere birçok ülke, 2030’a kadar karbon salımını yarı yarıya azaltmayı, 2050’de ise “net sıfır” hedefine ulaşmayı hedefliyor. Bu süreçte, karbon yoğun sektörler yüksek risk altında. Plastik sektörü ise bu risklerin en merkezinde yer alıyor.

Türkiye’de plastik sanayi, 7 binin üzerinde firma ve 300 bine yakın istihdamla dev bir ekosistemi temsil ediyor. İhracat odaklı büyüyen sektör, 2024 itibarıyla yaklaşık 11 milyar dolar ihracat hacmine sahip. Ancak bu hacmin sürdürülebilirliği, üretimin çevresel etkilerine bağlı hale geliyor. Artık sadece fiyat ve teslim süresi değil, karbon yoğunluğu da bir rekabet kriteri.

Plastik sektörü hâlâ büyük oranda fosil yakıta dayalı enerji ile üretim yapıyor. Geri dönüşüm oranları artırılmış olsa da döngüsel ekonomi uygulamaları henüz yeterince yaygın değil. Enerji verimliliği, atık yönetimi, yeşil enerji kullanımı gibi alanlarda ilerleme var; ancak bu ilerleme küresel gelişmelerle kıyaslandığında sınırlı kalıyor. Bununla birlikte, özellikle büyük ölçekli üreticilerde karbon ayak izini ölçümleme, sürdürülebilirlik raporlaması, çevresel etki analizleri gibi uygulamalar yaygınlaşmaya başladı. Ancak bu iyi örnekler, sektör genelinde henüz sistematik bir dönüşüm anlamına gelmiyor.

Karbonsuzlaşma süreci, uyum sağlamayanlar için ciddi ihracat kaybı ve maliyet artışı riski taşıyor. Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi uygulamalar, özellikle Avrupa’ya ihracat yapan firmaları hedef alıyor. Uyum sağlamayan firmalar ek vergiye tabi tutulacak, bu da rekabet gücünü doğrudan zayıflatacak. Öte yandan, bu dönüşüm süreci büyük fırsatları da beraberinde getiriyor. Düşük karbonlu üretim teknolojilerine geçiş yapan firmalar hem maliyet avantajı sağlıyor hem de yeşil finansman kaynaklarına erişim imkanı elde ediyor. Özellikle AB fonları, sürdürülebilir üretim teknolojilerine yatırım yapan KOBİ’ler için önemli bir destek sunuyor. Bu dönüşüme ayak uydurmak adına firmaların karbon ayak izlerini ölçtürmeleri, enerji verimliliğine yatırım yapmaları, ikincil hammadde kullanımını artırmaları, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmeleri ve sürdürülebilirlik raporları oluşturmaları önem arz ediyor.

Küresel sanayi karbonsuzlaşıyor ve bu dönüşüm durmayacak. Türk plastik sektörü, bu değişime ne kadar hızlı ve etkili adapte olursa, gelecekteki yerini o kadar sağlamlaştırır. Değişime direnen değil, öncülük eden bir sektör olmak elimizde. Karbonsuz üretimin, artık sadece çevresel bir sorumluluk değil; ekonomik bir zorunluluk da olduğunu ve bugün adım atmazsak, yarın geç kalabileceğimizi unutmamalıyız.

PAGDER olarak kuruluşumuzdan bu yana üstlendiğimiz sektör sorunlarına proaktif yaklaşım prensibimizin bir yansıması olarak sektörümüzde faaliyet gösteren firmaların dijital dönüşüme ve yeşil dönüşüme adaptasyonunu kolaylaştırmak adına yürüttüğümüz çalışmaları da derinleştirmekteyiz. Bu kapsamda önümüzdeki günlerde İstanbul Kalkınma Ajansı desteğiyle hayata geçireceğimiz ve sektörümüzün dönüşümüne büyük katkı sunacağını düşündüğümüz “Plastik Sektörü İkiz Dönüşüm Ofisi” projemizin de hayırlı olmasını diliyoruz.