Tam Sürüm

Plastiğin sessiz daralması ve erken sanayisizleşme tehlikesi

Yüksek faiz, finansman darboğazı, artan hammadde maliyetleri ve ertelenen yatırımlar plastik sanayisini sessiz ama derin bir daralmaya sürüklüyor. Üretimi koruyan sanayi politikaları hayata geçirilmezse, erken sanayisizleşme riski kalıcı hale gelebilir.

Türkiye ekonomisi, yüksek enflasyon, yüksek faiz ve baskılanan döviz kuru kıskacında sancılı bir dezenflasyon sürecinden geçiyor. Ancak bu dengelenmenin faturası giderek daha ağır biçimde üretim cephesine çıkıyor. Sanayi koridorlarında yaşanan artık geçici bir yavaşlama değil; üretim kapasitesini, yatırımı ve istihdamı tehdit eden, geri dönüşü zor bir risk: erken sanayisizleşme. Bugün dile getirilen ‘Türkiye erken sanayisizleşme riskiyle karşı karşıya’ uyarısı, bizim Denizli’de aylardır fabrikalarımızda yaşadığımız gerçeğin ulusal ölçekteki karşılığıdır. Bu tabloyu en somut gördüğümüz alanların başında da plastik ve ambalaj sanayimiz geliyor.

MİKTAR VE DEĞER ARASINDAKİ TEHLİKELİ MAKAS

Sektörümüzün değer bazındaki rakamları büyüme görüntüsü verse de fiziksel üretim verileri bunun tam tersini söylüyor. 2026 yılının ilk yarısında plastik mamul üretimi değer bazında %5,5 artarak 23 milyar dolara ulaşırken, miktar bazında %4,1 gerileyerek 4,99 milyon tona düştü. İç pazardaki tüketim de aynı dönemde %7 azalarak 4,07 milyon tona indi. Değer bazındaki artışın arkasında büyümeden çok enflasyon ve yükselen girdi maliyetleri var. Bu daralma kapasite kullanımına da yansıyor. Sektörde 2026 yılının ilk yarısında ortalama kapasite kullanım oranı %73,9’a gerileyerek geçen yılın aynı döneminin 1,5 puan altında kaldı.

YATIRIM İRADEMİZİN FELÇ OLMASI

Sanayisizleşmenin en önemli göstergesi, sanayicinin yarına ne kadar yatırım yapabildiğidir. Finansmana erişimin zorlaştığı ve maliyetlerin yükseldiği ortamda yeni makine yatırımları erteleniyor. Plastik sektöründe 2026’nın ilk yarısında makine yatırımlarının %18 azalarak 562 milyon dolara gerilemesi, bu güven kaybının somut göstergesidir. Bugün sanayicimiz yeni kapasite oluşturmak yerine mevcut makine parkıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Yatırımın durması yalnızca bugünün büyümesini yavaşlatmaz; yarının üretim gücünü, rekabetçiliğini ve istihdamını da zayıflatır.

HAMMADDE DEPREMİ VE LOJİSTİK YANGIN

Türkiye’nin plastik hammaddede %85 ithalata bağımlı olması, küresel krizleri doğrudan üretim maliyetlerimize taşıyor. 28 Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in İran’a yönelik başlattığı saldırılarla birlikte artan jeopolitik ve lojistik riskler, hammadde fiyatlarında şok artışlara yol açtı. Şubat-Nisan 2026 döneminde ABS enjeksiyon %103,2 artışla 1.575 dolardan 3.200 dolara, PPH rafya ise %97,5 artışla 1.220 dolardan 2.410 dolara yükseldi. Üreticinin maliyetini öngöremediği bir ortamda sağlıklı bir üretim planlamasından söz etmek mümkün değil. Girdi sağladığımız tekstil, otomotiv ve beyaz eşya gibi sektörler bu kırılmadan doğrudan etkileniyor.

DENİZLİ’DE YAŞADIĞIMIZ AĞIR SINAV

Denizli’yi bu fırtınadan ayrı düşünemeyiz. Kentimiz, 23 ambalaj üreticisiyle Türkiye’nin ilk 10 üretim merkezinden biri. Ancak finansman darboğazıyla konkordato ilan eden veya iflas eden tesislerimiz krizin boyutunu gösteriyor. Sektörümüzün yurt dışına kayma süreci yeni değil; 2024’te Romanya ve Fas’a yatırımlarla başlayan bu arayış, bugün 2026’da Mısır’ın agresif maliyet avantajıyla ciddi bir üretim kaybı riskine dönüşüyor. Doğu Avrupa’nın düşük maliyetli üretimi de bizi ana pazarlarımızda sıkıştırıyor. Kaybettiğimiz her tesis; sermayeyi, istihdamı ve nesiller boyu biriken üretim kültürümüzü bu şehirden söküp alıyor.

Üretİmİ Korumak Zorundayız

Erken sanayisizleşme artık teorik bir tartışma değil; üretimin yavaşladığı, yatırımların durduğu somut bir gerçektir. Gidişatı tersine çevirmek için yerli üretimin yetersiz olduğu hammadde kalemlerindeki ek ithalat vergileri derhal kaldırılmalı; sanayicinin dünya fiyatlarıyla rekabet etmesi sağlanmalıdır. Sabit fiyatla kamu ihalesi üstlenen üreticiler için bu hammadde şoku mücbir sebep kabul edilmeli ve fiyat farkı mekanizmaları devreye alınmalıdır. Enflasyonu düşürürken üretim kapasitemizi tüketen bir model sürdürülebilir değildir. Türkiye’nin ihtiyacı, üretimi feda etmeyen bir dezenflasyon ve sanayicinin geleceğe güvenle bakmasını sağlayacak kararlı bir sanayi politikasıdır. Çünkü üretimi kaybedersek yalnızca bugünü değil, geleceğin Türkiye’sini de kaybederiz.