Şevket SAYILGAN
Ekonomist
Döviz baskısı, yüksek faiz ve kalıcı enflasyon arasında denge arayışını sürdüren Türkiye ekonomisi, 2025’i yüzde 4 büyümeyle tamamlarken 2026’ya temkinli beklentilerle giriyor. Türkiye ekonomisi 2025 yılını, para politikasındaki sıkılaşma, döviz kurundaki baskılar ve küresel durgunluk endişeleriyle şekillenen “denge arayışı” içinde geçiriyor. Bir yandan büyüme oranı yüzde 4’ün üzerinde sürüyor, diğer yandan dövizin gölgesi tüm dengelerin üzerinde dolaşmaya devam ediyor. Bu tablo, 2026’ya girerken hem riskleri hem fırsatları aynı anda barındıran karmaşık bir görünüm yaratıyor.
1. 2025’in anatomisi: Kurun baskısı altında bir denge
Yılın ilk dokuz ayında ekonomi yönetiminin en zorlu sınavı kur istikrarı oldu. Türk lirası, yıl başına göre dolar karşısında yaklaşık yüzde 15 değer kaybı yaşarken, rezervlerdeki iyileşmeye rağmen kur baskısı özellikle enerji ve ara mal ithalatında maliyetleri yükseltti. TÜİK verilerine göre ikinci çeyrek büyümesi yüzde 4,8, yıl geneli tahmini ise yüzde 3,8–4,2 bandında. Bu oran, büyümenin devam ettiğini gösterse de iç talep ağırlıklı bir yapıya işaret ediyor. Sanayi üretimi yüzde 5 civarında artarken, tarımda yüzde 3 daralma, inşaatta yüzde 2,1 artış görülüyor. İhracat artışı sınırlı kalırken, ithalat baskısı cari açığı yeniden genişletmiş durumda. 2025 sonunda cari açığın GSYH’nin yüzde 4’ü civarında olması bekleniyor. Buna karşın işsizlik oranı hâlâ yüzde 8,8–9,2 bandında seyrediyor; genç işsizliği ise yüzde 17,5 civarında.
2. Kurun gölgesinde üretim ve fiyat istikrarı
2025’te TL’nin değer kaybı, maliyet kanalıyla enflasyonu canlı tutarken, ihracat kanalıyla üretimi kısmen destekledi. Yıl ortasında yıllık TÜFE yüzde 58, üretici fiyatları ise yüzde 63 seviyesine ulaştı. Enerji, gıda ve hizmet kalemlerindeki artış, “kalıcı yüksek enflasyon” riskinin sürdüğünü gösteriyor. Sanayi üretimi ihracatçı sektörlerde canlı, ancak yatırım malları üretiminde yavaşlama görülüyor. Yatırım harcamaları 2024’e göre yüzde 9 arttı, ancak reel anlamda bu artış, kur ve faiz baskısı nedeniyle oldukça sınırlı. Firmalar, yüksek faiz (yüzde 50 civarında politika faizi) ortamında finansman maliyetleriyle karşı karşıya. Bu da “stok eritme”, “vadeli satış baskısı” ve “nakit akışı yönetimi” konularını öncelik haline getirdi.
3. 2026 beklentileri: Yeni dönem, eski dertler mi?
2026 yılı için makro dengeler üç ana senaryoda şekilleniyor: baz, iyimser ve kötümser.
Aşağıda özet tabloyu görebilirsiniz:
Gösterge | 2025 Tahmini |
| 2026 Baz Senaryo | 2026 İyimser | 2026 Kötümser |
Büyüme Oranı (GSYH, %) | 4,0 | 3,5 | 4,8 | 1,8 | |
Yıllık Enflasyon (TÜFE, %) | 58 | 38 | 30 | 65 | |
USD/TRY (Yıl sonu) | 39,0 | 43,5 | 41,0 | 49,0 | |
TCMB Politika Faizi (%) | 50 | 38 | 35 | 55 | |
Cari Açık / GSYH (%) | 4,0 | 3,2 | 2,5 | 4,8 | |
İşsizlik (%) | 9,0 | 8,6 | 8,2 | 9,8 |
Baz senaryo: TCMB’nin sıkı duruşunu kademeli olarak gevşettiği, kurun kontrollü değer kaybı yaşadığı, büyümenin ılımlı sürdüğü bir görünüm.
İyimser senaryo: Dış finansmana erişimin artması, rezervlerin güçlenmesi, ithal bağımlılığın azalmaya başlamasıyla birlikte büyümenin yeniden yüzde 5 seviyesine yaklaşması.
Kötümser senaryo: Jeopolitik risklerin (örneğin Orta Doğu’da gerilim), enerji fiyatlarının ve sermaye çıkışlarının artması durumunda kurun 49 TL’yi aşması, büyümenin sert biçimde yavaşlaması.
4. Para politikası ve faizlerin rotası
2026’ya girerken en kritik konu: TCMB’nin faiz politikası. 2025 boyunca politika faizinin yüzde 50 civarında tutulması, enflasyonun kontrolü için gerekliydi; ancak reel sektör üzerinde ciddi finansman baskısı yarattı. 2026’nın ilk yarısında, enflasyonun yüzde 40’ların altına inmesi hâlinde faiz indirimi gündeme gelebilir. Bu durumda kredi hacmi artabilir, konut ve otomotivde canlanma yaşanabilir. Ancak erken gevşeme, yeniden kur şoku yaratma riski taşıyor. Dolayısıyla TCMB’nin 2026 stratejisi, “ölçülü gevşeme + rezerv biriktirme” ekseninde olacaktır. Bu yaklaşım, kurun ani sıçramasını engelleyip büyümeyi kontrollü destekleyebilir.
5. Dış ticaret ve küresel etkiler
Küresel ekonomide 2026’ya girerken ABD’nin faiz indirim döngüsüne girmesi ve Çin’in yeniden büyüme hamlesi, Türkiye için ihracat kanalı açısından fırsat yaratabilir. Ancak Avrupa’da durgunluk ve jeopolitik riskler hâlâ belirsizlik yaratıyor. 2025’in ilk sekiz ayında ihracat 152 milyar dolar, ithalat 190 milyar dolar civarında gerçekleşti. 2026’da baz senaryoya göre ihracatın 250 milyar dolar, ithalatın 295 milyar dolar olması bekleniyor. Enerji fiyatlarındaki oynaklık ve kur seviyesi bu dengede belirleyici olacak. Turizm gelirlerinin 2025’te 47 milyar dolar, 2026’da ise 50 milyar doların üzerine çıkması bekleniyor; bu da cari açığın daralmasında önemli bir rol oynayabilir.
6. Hanehalkı, ücretler ve sosyal etki
2025’te reel ücret artışı enflasyon karşısında yetersiz kaldı. Asgari ücret artışı yıl ortasında yüzde 49 düzeyindeydi, ancak fiyat artışları bunu kısa sürede eritti. 2026’da ücret artışlarının enflasyona endeksli biçimde sürmesi bekleniyor. Buna karşın, reel satın alma gücü ancak enflasyonun yüzde 30’lara gerilemesiyle toparlanabilir. Kamu harcamalarındaki artış, hane halkı harcamalarını destekleyecek olsa da bütçe disiplinini zorlayabilir. 2026 bütçesinde faiz dışı harcamaların GSYH’ye oranının yüzde 23’ü aşması bekleniyor.
7. Şirketler cephesi: Kar marjları daralıyor
Kur oynaklığı, yüksek faiz ve zayıf iç talep, işletmelerin 2025 bilançosunu baskıladı. Sanayi şirketlerinde ortalama brüt kâr marjı yüzde 28’den yüzde 22’ye geriledi. 2026’da enerji maliyetlerinin gerilemesi, döviz borçluluğunun azalması ve stok yönetiminin iyileşmesiyle marjların yeniden toparlanması bekleniyor. İhracatçı firmalar lehine kur avantajı sürse de hammadde fiyatlarındaki artış kazancı sınırlıyor. Bu nedenle 2026’da “katma değerli üretim ve dijital dönüşüm yatırımları” öncelikli olacak.
8. 2026’da risk matrisi
Risk Alanı | Etki | Olasılık | Açıklama |
Döviz Kuru Şoku | Yüksek | Orta | Sermaye çıkışı veya jeopolitik gerilimle 45 TL üzeri risk |
Enflasyonun Yeniden Yükselmesi | Orta | Orta | Kamu ücret artışları ve talep canlılığı |
Küresel Durgunluk | Orta | Orta | AB talebindeki azalma ihracatı baskılayabilir |
Siyasi Belirsizlik | Orta | Düşük | 2026 yerel seçim sonrası reform süreci etkili olabilir |
Finansal İstikrar | Düşük | Orta | Rezerv birikimi ve swap hacmi belirleyici olacak |
9. Sonuç: Gölgeden aydınlığa mı, yeni bir gölgeye mi?
2025’te büyüme devam etti ama dövizin gölgesi hâlâ ekonominin her alanına düşüyor. 2026 ise bu gölgeden çıkış için bir “sınav yılı” olacak. Başarının anahtarı, üç sacayağında yatıyor:
- Kur istikrarı ve rezerv yönetimi,
- Yatırımların finansmanında güven ve öngörülebilirlik,
- Verimlilik artışını ve dijital dönüşümü merkeze alan sanayi politikası.
Türkiye, 2026’da büyümeyi kur baskısından kurtarabilir ve dövize bağımlılığı azaltabilirse, “gölgeden aydınlığa” çıkabilir. Ancak aksi durumda, yüksek enflasyon – düşük büyüme sarmalına yeniden dönme riski kapıda. Sonuç olarak, “dövizin gölgesinde büyüme” metaforu yalnızca 2025’in değil, 2026’nın da anahtarı olacak. Ekonomi yönetiminin başarısı, bu gölgeyi küçültüp istikrarla büyüyebilen bir Türkiye yaratma becerisine bağlı.