Tam Sürüm

Süleyman Orakçıoğlu İle Küresel Marka Yolculuğunu Konuştuk

Süleyman Orakçıoğlu İle Küresel Marka Yolculuğunu Konuştuk

Damat ve Tween markalarıyla erkek giyimine yalnızca kıyafet değil, kimlik kazandıran, erkek hazır giyiminde “ulaşılabilir lüks” kavramını Türkiye’den dünyaya taşıyan Orka Holding Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, modayı yalnızca estetik bir alan değil; disiplin, strateji ve duygusal zekanın buluştuğu bir değer zinciri olarak tanımlıyor. Dünya markası olma hayalini tesadüflere değil, matematiksel bir vizyona dayandıran Orakçıoğlu için başarı; büyüme rakamlarının ötesinde, sürdürülebilir bir itibar ve toplumsal etki yaratmak anlamına geliyor.

 

Türkiye’de erkek hazır giyiminde ezber bozan bir yolculuğun mimarı olan Süleyman Orakçıoğlu, iş hayatını geçmişin alışkanlıklarından beslenen bir tekrar alanı olarak değil, geleceği sürekli yeniden kurgulayan bir dönüşüm süreci olarak görüyor. Elazığ’da başlayan kişisel hayalini, bugün dünyanın farklı coğrafyalarında vitrinlere taşınan güçlü markalara dönüştüren Orakçıoğlu, Damat’ı yalnızca ticari bir başarı hikâyesi olarak değil, Türk markalarının küresel sahnede söz sahibi olabileceğinin somut bir kanıtı olarak konumluyor.


Değişen tüketici alışkanlıklarından erkek giyiminde markalaşmanın inceliklerine, liderliğin dönüşen anlamından Türkiye’de üretim yapmanın avantaj ve zorluklarına kadar pek çok başlıkta çarpıcı değerlendirmelerde bulunan Orakçıoğlu; duygusal zekâyı tasarımla buluşturan yaklaşımı, ortak akla dayalı liderlik modeli ve sürdürülebilir değer yaratma vizyonuyla iş dünyasına dair güçlü mesajlar veriyor. Gençlere verdiği tavsiyelerle ise başarının kısa vadeli sonuçlardan değil, sabırla inşa edilen süreçlerden doğduğunu hatırlatıyor. Damat ve Tween markalarıyla küresel rekabette kalıcı olmanın formülünü anlatan Orakçıoğlu, markalaşmanın, liderliğin ve üretimin değişen dinamiklerini PLASFED Dergi’sine samimi bir perspektifle değerlendiriyor.


Süleyman Orakçıoğlu’nu kısaca tanıyabilir miyiz? İş hayatına uzanan yolculuğunuz nasıl başladı?


Benim yolculuğum aslında bir “dünya markası olma” hayali kurma ve o hayali matematiksel bir disiplinle inşa etme hikayesi... Elazığ’da başlayan çocukluk hayalim, ilgi alanım, merakım, üniversite yıllarında ticaretin ritmiyle birleşti. Ürün satmayı değil kardeşim Halidun Orakçıoğlu ile bir değer yaratmayı hedefledim.

Başlangıçtaki o "en iyisini yapma" arzusu, bugün hâlâ her sabah beni aynı heyecanla yataktan kaldıran temel motivasyon kaynağım. İş hayatı benim için rutin mesai saatleri yerine daima keşifler, risk alma ve konfor alanından çıkma sanatı diyebilirim.


Orka Holding’in ve Damat markasının kuruluş hikayesi nasıl şekillendi? Damat markası bugün sizin için ne ifade ediyor?


1980’lerin başında, piyasada birbirinin kopyası ürünler varken biz; erkeğin özgüvenini kıyafetine yansıtacak, ona bir kimlik kazandıracak "ulaşılabilir lüks" kavramının temellerini attık.

Damat bugün benim için sadece bir marka değil; bu topraklardan doğan bir Türk markasının dünya başkentlerinde, en prestijli caddelerde bayrağımızı dalgalandırabileceğine dair inancımın somut kanıtı… Damat bizim küresel vizyonumuzun DNA’sı ve ilk göz ağrımız.


Erkek hazır giyim sektöründe uzun yıllardır ayakta kalabilmenin ve erkek giyiminde güçlü bir marka olmanın en kritik unsuru sizce nedir?


Bizim için dün diye bir kavram yok, sadece yarın var. Bizim için en kritik unsur, duygusal zekayı tasarıma aktarabilmek. Müşterinizle sadece bir alışveriş bağı değil, bir sadakat köprüsü kurmanız gerekiyor.

Trendleri takip eden değil, trendlerin bir adım önünde giden, teknolojiyle terzilik sanatını (tailoring) harmanlayan bir yapı kurduğunuzda; rüzgar ne yönden eserse essin geminiz ilerlemeye devam eder.


Damat ve Tween markalarının hedef kitlesi zaman içinde nasıl değişti? Yeni nesil tüketiciyi nasıl okuyorsunuz?


"Yaş gruplarından" "yaşam biçimlerine" evrildi. Eskiden sadece takım elbise giyen profesyonellere odaklanırken, bugün dünyayı gezen, dijitalleşen, sürdürülebilirliğe önem veren ve "rahatlık" ile "şık olmayı" bir arada isteyen bir kitleye hitap ediyoruz.

Yeni nesil tüketiciyi sadece bir alıcı olarak değil, bir topluluk ortağı olarak görüyoruz. Onlar samimiyet ve şeffaflık istiyor; biz de onlara sadece bir ceket değil, bir yaşam tarzı ve etik bir duruş vaat ediyoruz.


Bugün iş dünyasında edindiğiniz tecrübeler, liderlik anlayışınızı zaman içinde nasıl dönüştürdü?


Yıllar geçtikçe liderliğin "emir vermek" değil, "ilham vermek ve alan açmak" olduğunu öğrendim. İlk yıllarımda her detayla bizzat ilgilenen kontrolcü bir yapım varken, bugün ortak akla ve delegasyonun gücüne inanan bir liderim.

Benim için iyi bir lider, kendisinden daha yetenekli insanları aynı vizyon etrafında toplayabilen kişi…

Tecrübelerim bana gösterdi ki; ego, başarının en büyük düşmanı. Liderliğimi empati, hız ve esneklik olmak üzere üçlü sarmal üzerine kurguluyorum.


Türkiye’de hazır giyim ve perakende sektörünün bugün en büyük yapısal sorunları sizce nelerdir? Türkiye’de sanayi ve üretim ekosisteminin gelişmesi için sizce hangi yapısal adımlar öncelikli olmalı?


En yapısal sorunlardan biri; fiyat odaklı üretimden" "değer odaklı markalaşmaya" geçişte yaşanan hız kaybı. Sadece fason üretimle dünya devi olma devri kapandı. Sanayi ekosistemimizin gelişmesi için tasarım, Ar-Ge ve dijitalleşmeyi teşvik eden, katma değerli üretimi merkeze alan bir devlet politikası şart.

Üniversite-sanayi iş birliğinin kağıt üzerinde kalmayıp, gençlerin fabrikalarda ve tasarım ofislerinde gerçek birer oyuncu olacağı modelleri acilen hayata geçirmeliyiz.


Yoğun iş temposu içinde sizi dengeleyen hobileriniz neler? İşten tamamen koptuğunuz anlarda neler yaparsınız?


Sanat, spor ve farklı kültürleri keşfetmek… İşten tamamen koptuğum anlarda, doğanın içinde bir yürüyüşte veya bir sanat galerisinde kaybolduğumda ruhumu tazeliyorum.


İş hayatı dışında sosyal ve cemiyet yaşamı, sizin için nasıl bir anlam taşıyor?


Sosyal ve cemiyet yaşamı ise benim için topluma karşı sorumluluklarımı yerine getirdiğim, farklı disiplinlerden beslendiğim bir öğrenme alanı. İnsan odaklı bir iş yapıyorsanız, hayatın her rengine temas etmek zorundasınız; aksi halde tasarımınız da vizyonunuz da eksik kalır.

 

Başarıyı bugün nasıl tanımlıyorsunuz? Bu tanım yıllar içinde değişti mi?


Başarıyı "rakamlar ve büyüme oranları" olarak tanımlamak işin DNA’sında var. Bununla birlikte bugün başarı benim için; aynı zamanda kaç insanın hayatına dokunduğunuz, ne kadar sürdürülebilir bir değer yarattığınız ve geride nasıl bir itibar bıraktığınız….

 

Son olarak, genç neslin iş hayatına bakışını nasıl değerlendiriyorsunuz ve iş dünyasına adım atan gençlere vereceğiniz tek bir temel tavsiye ne olurdu?


Çok enerjik ve bazen sabırsız… "Sürece odaklanın, sonuca değil." Eğer yaptığınız işin mutfağındaki o zahmetli süreci severseniz, başarı zaten kaçınılmaz bir yan ürün olarak kendiliğinden gelecektir.


Bir sanayici olarak, Türkiye’de üretim yapmanın en büyük avantajları ve en zorlayıcı tarafları neler?


Avantajları; kriz anlarındaki inanılmaz çevikliğimiz ve "imkansız" denileni oldurma kabiliyetimiz... Genç iş gücü ve lojistik konumumuz bizi dünyada eşsiz kılıyor. Madalyonun diğer yüzüne baktığımızda ise hammadde bağımlılığı, yüksek enerji maliyetleri ve nitelikli iş gücü bulma zorluğu gibi yapısal engeller var. Bir sanayici olarak Türkiye'de üretmek, her gün bir satranç tahtasında hamle yapmak gibi hem çok yorucu hem de bir o kadar tatmin edici…


Türkiye’de moda denildiğinde çoğunlukla kadın giyimi öne çıkıyor. Erkek giyiminde markalaşmak sizce daha zor mu?


Zor değil ama markalaşmak çok daha disiplin ister diyebilirim. Kalıptaki bir milimetrelik hata veya kumaşın dokusundaki ufacık bir eksiklik, erkek müşterinin radarına anında takılır.

Erkek tüketicisini kazanmak çok daha zorlu bir sınav bence… Erkekler güvendi mi sadıktır ama o güveni kazanmak sabır ister. Biz bu zorluğu bir avantaja çevirip, erkeğin klasik kalıplaşmış alışkanlıklarını modern bir estetikle dönüştürerek kendi oyun alanımızı yarattık.