Türk iş dünyasının çatı kuruluşu Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye sanayisinin geleceğini üretim, ihracat ve rekabet gücü ekseninde değerlendiriyor. Küresel rekabetin sertleştiği bir dönemde sanayicinin karşı karşıya olduğu yapısal sorunlara dikkat çeken Hisarcıklıoğlu, sürdürülebilir büyümenin yolunun üretim, teknoloji ve güçlü bir girişimcilik ekosisteminden geçtiğini vurguluyor.
Türkiye sanayisi, küresel rekabetin sertleştiği, yeşil ve dijital dönüşümün hız kazandığı yeni bir döneme giriyor. Üretimde yüksek teknolojiye geçiş, ihracatta katma değerin artırılması ve kritik alanlarda yerlileşme hedefleri Türkiye’nin sanayi gündeminin merkezinde yer alıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye’nin sanayi vizyonunu, sanayicinin karşı karşıya olduğu temel sorunları ve plastik sektörünün ekonomideki stratejik rolünü değerlendirdi. Hisarcıklıoğlu, Türkiye’nin güçlü üretim altyapısına dikkat çekerek, “Türkiye bu coğrafyada en yüksek ihracat hacmine ve sanayi üretim kapasitesine sahip ülkedir” diyor. Küresel rekabet, finansmana erişim, yeşil dönüşüm ve plastik sektörünün geleceği gibi başlıkları konuştuğumuz röportajda Hisarcıklıoğlu, “Üretim, istihdam ve ihracata dayalı büyüme desteklenmeli” vurgusunu yapıyor.
Rifat Hisarcıklıoğlu ile Türkiye sanayisine yönelik tüm merak ettiklerimizi konuştuk...
Türkiye’nin önümüzdeki beş yıllık sanayi vizyonunu nasıl tanımlıyorsunuz?
Türkiye’nin 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi; yüksek teknoloji üretim, yerlileşme, dijital ve yeşil dönüşüme odaklanıyor. Milli Teknoloji Hamlesi ile kritik alanlarda (yapay zeka, yarı iletkenler, nükleer, robotik gibi) dışa bağımlılığı azaltıp, Organize Sanayi Bölgeleri ile üretimi güçlendirmeyi amaçlıyor. 2030’a kadar imalat sanayiinin milli gelir içindeki payının yüzde 21’den 23’e, küresel imalat sanayii katma değeri içindeki payının yüzde 1,33’ten 1,65’e, imalat sanayii ihracatının 247 milyar dolardan 400 milyar dolara ve Ar-Ge harcamalarının milli gelire oranın yüzde 1,42’den 2,20’ye çıkartılması hedefleniyor.
Bu vizyonda plastik ve kimya sektörleri nerede konumlanıyor?
Kimya ve plastik ürünleri, inşaat, tarım, dayanıklı tüketim, otomotiv ve elektronik olmak üzere diğer sanayilerin önemli bir tedarikçisi konumunda yer alıyor. AB ülkeleri içinde hacim olarak Almanya’dan sonra geliyor. Büyüyen ekonomisi, dinamik ve geniş bir iç pazar ile desteklenen güçlü iş ortamı, gelişmiş altyapısı, nitelikli ve rekabetçi iş gücü ve yatırımcı dostu mevzuatı ile Türkiye, kimya ve plastik sektöründe cazip bir yatırım, ihracat ve üretim destinasyonudur. Ayrıca ülkemiz, petrokimya ürünlerinde yerli ve yabancı yatırımcılara pek çok fırsat sunuyor.
Sanayicinin bugün en acil üç yapısal sorunu sizce nedir? TOBB bu başlıklarda nasıl bir rol üstleniyor?
Yüksek girdi maliyetleri, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve daralan kâr marjları, sanayide yaşanan daha pek çok sıkıntı arasında en fazla öne çıkanlardır. Girdi maliyetlerindeki artış özellikle enerji, istihdam ve vergi sisteminden kaynaklanıyor. Mali disiplinin daha yaygın ve etkin uygulanması, kamuda harcama reformuna gidilmesi bütçe açığını azaltacak ve dolayısıyla vergi yüklerinin düşürülmesini sağlayacaktır. Finansmana erişimin kolaylaşması için nakdi kredi büyümesi üzerinde uygulanan sınırlamalar kaldırılmalı. TL mevduat teşvik edilerek bankaların kaynak yapısı güçlendirilmeli. Kredi Garanti Fonu ve ticari alacak sigortası mekanizması daha yaygın kullandırılmalı. Bu konularla ilgili talep ve önerilerimizi ilgili bakanlıklara devamlı suretle iletiyoruz.
Küresel rekabetin bu kadar sertleştiği bir dönemde, Türkiye sanayisinin en güçlü ve en zayıf yönleri neler?
Güçlü yönlerinin başında girişimci ve dinamik bir orta sınıfımız olması geliyor. İş insanlarımızda değişime uyum, yeni koşullara adaptasyon ve hızlı öğrenme kapasitesi ve yeteneği de bulunuyor. Sanayimizin üretim altyapısının çeşitliliği de bir diğer güçlü yanımız. Tekstil, otomotiv, savunma sanayi, beyaz eşya, kimya ve makine gibi sektörlerde, bölgesel ve küresel ölçekte önemli bir üretim merkeziyiz. İhracatta imalat sanayinin payının yüksek olması rekabet gücümüzü gösteriyor. Avrupa pazarına yakınlığımız küresel tedarik zincirleri açısından avantajdır. Zayıf yönlerin başında düşük Ar-Ge harcamaları ve yüksek teknoloji teknolojili ürünlerin ihracatının payının düşük olması geliyor. Bu durum küresel rekabet gücümüzü sınırlandırıyor. Sanayi sektöründe orta teknoloji seviyesindeki ürünlerin ihracatı ağırlıktadır. Türkiye’de eğitim sistemi ile sanayi sektörünün ihtiyaç duyduğu iş gücü profili arasındaki uyumsuzluk da önemli bir sorun. Bu uyumsuzluk, üretimde verimliliği azaltırken, işletmelerin rekabet gücünü de zayıflatıyor.
Plastik sanayisi; otomotivden savunmaya, ambalajdan sağlığa kadar birçok sektörün temel girdisi. Sizce plastik sektörü Türkiye’de yeterince stratejik bir sektör olarak görülüyor mu?
Çok geniş uygulama alanı olan kimyasal ürünler hayatımızın birçok noktasına girdi. Endüstriyel üretim, ticaret ve tüketim zincirlerinin vazgeçilmez bir bileşeni konumundadır. Büyüyen ekonomiye paralel şekilde canlı bir iç pazarımız var ve buradaki talep üretimden fazla. Dolayısıyla kimya ve plastik sektörlerinde daha fazla üretim ve yatırım ihtiyacı bulunuyor. Plastik üretiminde Avrupa’da ikinci, dünyada ise altıncı sırada yer alıyoruz. Avrupa’da ambalaj üretiminde dördüncü, boya üretiminde beşinci sıradayız. Sektörün üretiminin yaklaşık beşte biri ihracata gittiğinden ülkenin döviz geliri açısından da önemli bir yeri bulunuyor. Plastik sektörü istikrarlı büyümesi, 10 milyon tonu geçen toplam üretimi, 40 milyar dolar civarındaki cirosu, 7 milyar doları geçen ihracatıyla Türkiye ekonomisinin en önemli aktörlerinden birisi olarak görülüyor.
Plastik sektörünün zaman zaman çevresel tartışmalar üzerinden hedef alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Doğaya bırakılan tüm atıklar çevreye zarar verir. Atıkların yeri doğa değil geri dönüşüm merkezleridir. Kaynak israfını önlemek için atıkların geri dönüştürülmesi ve tekrar kullanılması şart. Çevre dostu plastik ürünler ve geri dönüşüm projeleri sektörde giderek daha fazla önem kazanıyor. Plastik, geri dönüşümde en çevreci malzemedir ve kolayca geri dönüştürmek mümkün. Burada doğru bilgilendirmeyle kamuoyunu etkilemek büyük önem taşıyor. Çevreyi, atıkları doğaya bırakan insanlar kirletiyor. Bu noktada toplumda çevreyi koruyacak bilinci oluşturmak, kullan-at alışkanlıklarını değiştirerek kullan-dönüştür-kullan alışkanlığı yaratmak gerekiyor. Plastik sektörü, geri dönüşüm açısından düşük karbon ayak izi ile en avantajlı sektörlerden biri. Yapılması gereken, kullanım sonrası en düşük maliyet ile en sağlıklı şekilde toplanması ve en düşük maliyet ile geri dönüştürülebilmesi. Kamuoyunda geri dönüşüm bilinci oluşturmak ve geri dönüşümü kolaylaştırmak gerekiyor. Bu suretle üreticilerimizin ödedikleri Geri Kazanım Katılım Payı’nın (GEKAP) şirketlerin atık yönetimi, geri dönüşüm ve sıfır atık projelerine aktarılmasının, süreci doğrudan tetikleyeceğini savunuyoruz. Bu durum geri dönüşüm sektörünü de hammadde bazında besleyerek ithal hammadde baskısından ve yurt dışına bağımlı olmamızdan kurtaracak.
KOBİ’lerin ve üretici sanayicinin finansmana erişimde yaşadığı zorluklar için kısa vadede hangi adımlar atılmalı?
Hem kredi büyümesine getirilen kısıtlamalar ve hem de yüksek faiz oranları özellikle KOBİ’lerimizin ayağına pranga oluyor. Bu sıkıntıları aşmak üzere KOBİ’lere pozitif ayrımcılık yapmalıyız. Onları, aylık kredi büyüme sınırı dışına almalıyız. Ticari kredi kartlarını da bu sınırlama harici tutmalıyız. Mevcut kredi limitlerinin reel olarak daralmasının önüne geçmeliyiz. Yurt dışında geleneksel pazarlarımızda Çin rekabeti eskisinden daha da şiddetli hale geldi. Dolayısıyla ihracata muhakkak yeni ve proaktif destekler getirmeliyiz. İhracat reeskont kredi hacmini üç aylık ihracata denk seviyesine çıkarmalıyız. Merkez Bankası’nın döviz dönüşüm desteği de hem yeterli gelmiyor hem de şartları çok ağır. İhracat yapan üyelerimizin beşte birinden azı buna ulaşabiliyor. Bu uygulama daha basit hale getirilmeli, miktarı ve süresi de artırılmalı.
Yeşil Mutabakat, KKDİK ve benzeri regülasyonlar sanayici için risk mi, fırsat mı? Türkiye bu sürece ne kadar hazır?
Küresel ticaret, karbon ayak izini azaltmaya yönelik standartlar ve düzenlemelerle önemli bir dönüşüm geçiriyor. Bu durum riskler kadar fırsatlar da barındırıyor. Doğru hazırlanırsak ekonomimizin rekabetçiliğini artıracak ve ihracatımızın sürdürülebilir büyümesine katkı sağlayacak. Yeşil dönüşüm sadece bir çevre politikası değil, aynı zamanda bir büyüme stratejisidir. AB ile sahip olduğumuz Gümrük Birliği yapısının modernizasyonu görüşmeleri kapsamında çevreye duyarlı üretim ve ticaret hedefleriyle uyumlu stratejiler geliştirmeliyiz. Yurt içinde düşük karbonlu üretim modellerini teşvik etmek ve enerji verimliliğini artırmak için çalışmalıyız. Yeşil dönüşümün finansmanına yönelik mevzuat altyapısı, taksonomi, ölçüm, doğrulama ve raporlama ile risk yönetimi ve veri üretimi konusundaki çalışmaların hız kazanması, bankalarımızın başta KOBİ’lerimiz olmak üzere sanayimize yeşil dönüşüm için kredi vermesi ve yeşil dönüşüme yönelik uluslararası finans kaynaklarının Türkiye ekonomisine yönelmesi açısından önem arz ediyor.
TOBB’u diğer meslek örgütlerinden ayıran en temel özellik sizce nedir? Sektörel federasyonlar ve birlikler, TOBB çatısı altında nasıl daha güçlü bir sinerji oluşturabilir?
Türk iş dünyasının çatı kuruluşu TOBB olarak, 81 il ve 160 ilçedeki Odalarımız-Borsalarımız ve Sektör Meclislerimizle milyon üyemizin hizmetindeyiz. Hem coğrafi hem de sektörel olarak iş dünyamızın tamamı burada temsil ediliyor. Yurt içindeki geniş networkümüz sayesinde ölçek fark etmeksizin sıkıntıları takip ederek bu sıkıntılara çözüm önerileri geliştiriyoruz. Daha sonra kamu-özel sektör istişare mekanizmaları ile bu sorunların çözümünün takipçisi oluyoruz. Sektörel federasyonlar ve birliklerle TOBB çatısı altındaki sektör meclislerinde birlikte çalışıyor ve ortak akıl geliştiriyoruz. İş dünyasının ihtiyaç duyduğu reform alanlarıyla ilgili çalışmalar yapıyoruz. Bu reformların hayata geçmesi için kamu kurumlarımız ile birlikte çalışıyoruz.
Sivil toplum kuruluşlarının Türkiye’de ekonomi ve sanayi politikalarının şekillenmesindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce STK’ların gücü yeterli mi?
Uzun süreli büyümenin temel kaynağı teknolojik ilerleme ve üretkenlik artışlarıdır. Dolayısıyla üretken iktisadi faaliyetleri teşvik eden bir iktisadi ortam olmalı. Bu kapsamda tasarlanacak sanayi politikaları ülkenin kalkınması ve gelişmesinin önemli bir aracıdır ve sanayileşmenin itici gücüdür. Sanayi politikalarının doğru tasarlanması ve uygulanması kamu ve özel hepimizin görevi ve sorumluluğudur. Bu konuda TBMM ve Bakanlıklarda oluşturulmuş diyalog mekanizmaları mevcut. TOBB ve sektör meclisleri olarak buralarda aktif şekilde yer alarak iş dünyamızın sıkıntı ve taleplerini aktarıyoruz. Bizlerin görevi bu. İcra makamı biz değiliz. İcra yetkisi bu konuda Anayasa’dan ve milletimizden yetki almış siyasi iradededir.
Genç girişimcilerin sanayiye ilgisini artırmak için ne yapılmalı?
Girişimci dostu bir ekosistem kurulması, sürdürülebilir bir destek sisteminin uygulanması gerekiyor. Yenilikçi girişimciliğin desteklenmesi için vergi ve maliye politikası araçları kullanılmalı. Girişimcilik kültürünün geliştirilmesi amacıyla okullarda ve üniversitelerde girişimcilik eğitimleri yaygınlaştırılmalı ve girişimcilere yönelik danışmanlık sistemi ve özel kuluçka merkezleri geliştirilmeli. Girişimcilerin finansmana erişimi kolaylaştırılmalı. Banka dışı finansmanın, girişim sermayesi, melek yatırımcılar, kitle fonlaması gibi araçların kullanılması cazip hale getirilmeli. İdari ve mali mevzuat düzenlemeleri küçük işletmeler üzerinde daha fazla yük oluşturur. İşletmelerin gelişimini engelleyecek unsurların ortadan kaldırılabilmesi için düzenleyici etki analizi yapılmalı. Muafiyetler sağlanmalı, geçiş dönemleri belirlenmeli, mevzuat basitleştirilmeli.
“Türkiye’de üretmenin hâlâ bir gelecek vaat ettiğini” söyleyebilir miyiz?
Son 25 senede Türkiye ve özel sektörümüz yerel bir aktör olmanın ötesine geçti. Pek çok sanayi sektöründe, turizmde, yurt dışı müteahhitlikte, karayolu taşımacılığında sadece bu coğrafyada değil, dünyada ilk sıralarda yer alır hale geldik. Çevre coğrafyamızın tamamında yatırımlarımız, inşaatlarımız, makine parklarımız, ortaklıklarımız bulunuyor. Bunları daha da geliştirmek ve büyütmek elimizde. Türkiye bu coğrafyada en yüksek ihracat hacmine ve sanayi üretim kapasitesine sahip ülkedir. İçinden geçtiğimiz süreç çeşitli zorluklar barındırıyor ama biz bunları da aşacağımıza inanıyoruz. Büyüyen bir ekonomimiz, dirençli ve dinamik bir reel sektörümüz var. Ekonomi yönetiminin kararlı duruşunu, istikrar vurgusunu ve rasyonel politikalara bağlılığını da geleceğe dair umut verici buluyoruz. Üretim, istihdam ve ihracata dayalı büyüme desteklenmeli, iş ve yatırım ortamını iyileştirecek reformlara devam edilmeli.
PLASFED gibi sektörel federasyonların Türkiye sanayisine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Plastik sektöründe sanayimizi bir araya getirerek güç birliği sağlama vizyonuyla hareket eden PLASFED’in çalışmalarını ülkemiz ve sektörümüz açısından çok kıymetli buluyorum. Her sene artırdığı faaliyetleriyle ve geliştirdiği kurumsal kapasitesiyle üstlendiği bu büyük sorumluluğu hakkıyla yerine getirdiğini takdirle takip ediyorum. PLASFED, sonuç odaklı çalışmalarıyla sadece sorunları tespit edip dile getirmekle yetinmiyor, bunlara kalıcı çözümler öneriyor ve hayata geçmesini sağlıyor. TOBB Başkanı olarak plastik sanayisini oluşturan paydaşları en iyi şekilde temsil eden, aynı zamanda TOBB Türkiye Plastik, Kauçuk ve Kompozit Sanayi Meclisi üyemiz PLASFED’in başarılı çalışmalarıyla iftihar ediyorum. Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ömer Karadeniz’i, Yönetim Kurulu üyelerini ve çalışanlarını yürekten kutluyorum.
“Kadınlar ürettikçe Türkiye güçleniyor”
8 Mart vesilesiyle tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum. Kadınların, sosyal hayatta ve iş hayatında daha fazla ve aktif rol almasını istiyoruz. Kadının üretimde, sanayide, girişimcilikte ve karar alma mekanizmalarında daha fazla yer alması, ülkemizin rekabet gücünü ve toplumsal refahı artıracak. Türkiye, kadın girişimciliğinde önemli mesafeler kat etti. Son 25 senede toplam girişimciler içinde kadınların oranı iki katına çıktı. Bunda ülkemizin en büyük girişimci ağı haline gelen TOBB Kadın Girişimci Kurulumuzun büyük payı var. Kurulumuz, gerçekleştirdikleri projelerle kadınların ekonomik hayattaki etkinliğini artırdı. 7 bine yakın girişimci kadın üyesiyle, girişimciliğin özendirilmesi ve geliştirilmesinde rol model, yol gösterici ve ilham kaynağı oldu. İş dünyası, bilim, eğitim, kültür, sanat ve spor yaşamında başarılara imza atan tüm kadınlarımızla gurur duyuyorum.