Türkiye’nin üretim ve ihracattaki başarısının sürdürülebilirliği, yalnızca üretim kapasitesine değil; hammadde güvenliği, güçlü petrokimya yatırımları ve kesintisiz lojistik altyapısına bağlı. Küresel rekabetin giderek sertleştiği yeni dönemde, stratejik hammaddelerde yerli üretim kapasitesinin artırılması ve tedarik zincirlerinin güçlendirilmesi, Türk sanayisinin geleceği açısından kritik önem taşıyor.
Türkiye’nin son yıllarda kompozit gibi stratejik sektörlerde ulaştığı üretim ve ihracat rakamları önemli bir başarı olarak değerlendirilse de bu başarının en kritik ve çoğu zaman göz ardı edilen yönü, sektörün büyük ölçüde ithal hammaddeye bağımlı olarak yükseliyor olmasıdır. Bugün özellikle kompozit sanayisinde kullanılan temel hammaddelerin önemli bölümü yurt dışından temin ediliyor. Bu durum sektörün küresel krizlere, jeopolitik gelişmelere ve lojistik kırılmalara karşı son derece hassas hale gelmesine neden oluyor.
Aslında bugün sektör açısından en büyük stratejik risklerden biri “hammadde güvenliği” konusudur. Türkiye’de üretim yapan pek çok sanayi kuruluşu, hammaddede dışa bağımlılık nedeniyle tedarik zincirinde yaşanabilecek herhangi bir aksaklıkta üretimini sürdüremeyecek durumda. Olası bir ithalat kesintisi veya uzun süreli lojistik kriz; yalnızca ihracatın yavaşlaması anlamına gelmemekte, aynı zamanda iç pazarın ihtiyaçlarının karşılanamaması, üretim hatlarının durması ve binlerce kişinin istihdam kaybı yaşaması gibi çok daha büyük ekonomik sonuçlar doğurabilecek bir risk oluşturuyor. Bu nedenle çözüm önerilerinin başında, Türkiye’de petrokimya sektörünün güçlü ve sürdürülebilir biçimde geliştirilmesi yer almalı. Mevcut yapıda Petkim kapasite açısından sektörün hızla büyüyen ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalıyor. Uzun yıllardır gerekli büyük ölçekli yatırımların devreye alınamaması nedeniyle; kompozit ve ileri malzeme sanayilerinin ihtiyaç duyduğu pek çok kritik hammadde günümüzde ithalat yoluyla karşılanıyor.
Türkiye’nin üretim bağımsızlığını güçlendirebilmesi için petrokimya alanında uzun vadeli ve stratejik bir yatırım vizyonuna ihtiyaç bulunuyor. Özellikle stratejik hammaddelerde yerli üretim kapasitesinin artırılması, desteklenmesi ve yüksek kapasiteli üretim altyapılarının oluşturulması kritik önem taşıyor. Petkim’in yeni bir yatırım ve dönüşüm planı çerçevesinde kapasite artışı ve stratejik hammadde üretimi konusunda daha güçlü bir yol haritası ortaya koyması gerekli.
Yumurtalık’ta stratejik fırsat
Son dönemde Yumurtalık bölgesinde gündeme gelen petrokimya yatırımları sektör açısından olumlu ve stratejik gelişmelerdir. Bu tür yatırımların ölçek ekonomisine uygun şekilde planlanması kritiktir. Petrokimya sektöründe rekabetçi üretim maliyetlerine ulaşabilmek için yüksek kapasiteli üretim yapıları gerekiyor. Kapasite küçüldükçe üretim maliyetleri yükseliyor ve küresel rekabet gücü zayıflıyor. Bu nedenle yalnızca yatırım yapılması değil, yatırımların “küresel ölçekte rekabet yaratabilecek kapasitede planlanması” büyük önem taşıyor. Aksi durumda yerli üreticilerin rekabet baskısı nedeniyle korunmaya ihtiyaç duyması ve çözümün ithalat vergileri veya gümrük koruma duvarlarında aranması riski ortaya çıkıyor. Bu yaklaşım kısa vadede yerli üreticiyi koruyor gibi görünse de uzun vadede tedarik zincirindeki tüm yerli sanayicinin maliyetlerini artırıyor, nihai ürün fiyatlarına yansıyor ve enflasyonist baskıyı büyütüyor.
Hammadde krizinin ardından sektörün karşı karşıya olduğu ikinci büyük kırılganlık alanı ise “lojistik ve taşımacılık altyapısı”dır. Son dönemde özellikle ihracat yapan sanayi kuruluşlarının yaşadığı lojistik sorunlar, Türkiye’nin dış ticaret rekabetçiliği açısından stratejik bir risk alanına dönüşmüş durumda. Küresel deniz taşımacılığı hatlarında yaşanan kırılmalar, uluslararası taşıma şirketlerinin Türkiye çıkışlı operasyonlarda kapasite azaltmaları veya hat değişiklikleri yapmaları; Türk ihracatçısının maliyet, süre ve teslim güvenilirliği açısından ciddi dezavantajlar yaşamasına neden oluyor.
Günümüzde küresel rekabette güçlü olabilmek yalnızca üretim yapmakla değil; hammaddenizi yönetebilmek, lojistiğinizi kontrol edebilmek ve tedarik güvenliğini sürdürülebilir hale getirebilmekle mümkün. Türkiye’nin de yeni dönemde yalnızca üretim yapan değil; stratejik hammaddesini üretebilen, lojistik altyapısını yöneten ve sanayisini krizlere karşı koruyabilen güçlü bir sanayi vizyonu oluşturması büyük önem taşıyor.