PLASFED ve BTSO iş birliğiyle Bursa’da düzenlenen “Sanayide Dönüşüm: Tedarik Süreçleri, Sürdürülebilirlik ve Stratejik Yol Haritası” etkinliğinde, SOCAR Türkiye Sürdürülebilirlik & İSG Kurumsal Direktörü Mehmet Özenbaş bir sunum gerçekleştirdi. Özenbaş, yaptığı sunumda küresel petrokimya sektöründeki dönüşüm, tedarik zincirlerindeki değişimler ve sürdürülebilirlik odaklı yeni düzenlemelerin sanayi üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
SOCAR Türkiye Sürdürülebilirlik & İSG Kurumsal Direktörü Mehmet Özenbaş, PLASFED ve BTSO iş birliğiyle Bursa’da düzenlenen “Sanayide Dönüşüm: Tedarik Süreçleri, Sürdürülebilirlik ve Stratejik Yol Haritası” programında kapsamlı bir sunum gerçekleştirdi. Yoğun katılımla gerçekleşen toplantıda Özenbaş, petrokimya sektöründeki güncel gelişmeler, hammadde tedarik zincirlerinde yaşanan dönüşüm ve küresel ölçekte artan belirsizliklerin sektöre etkileri üzerine değerlendirmelerde bulundu. Sunumda ayrıca küresel tedarik zincirindeki kırılmalar, hammadde arz güvenliği ve sanayinin karşı karşıya olduğu yapısal değişimler çok boyutlu şekilde ele alındı.
PLASFED ile Bursa Ticaret ve Sanayi Odası (BTSO) iş birliğinde gerçekleştirilen programda, sanayide dönüşüm sürecinin yalnızca üretim teknolojileriyle sınırlı olmadığı, aynı zamanda tedarik zincirleri, enerji piyasaları, çevresel düzenlemeler ve finansal sürdürülebilirlik boyutlarıyla birlikte ele alınması gerektiği vurgulandı. Katılımcılar, özellikle petrokimya sektörünün küresel ekonomik sistemdeki stratejik rolü ve Türkiye’nin bu yapı içerisindeki konumuna ilişkin kapsamlı değerlendirmeler dinledi.
Sunumunda konuşan Mehmet Özenbaş, küresel ölçekte enerji ve petrokimya piyasalarında son yıllarda yaşanan dalgalanmaların, arz-talep dengesini doğrudan etkilediğini belirterek, “Küresel petrokimya sektörü altı boyutta eşzamanlı baskı altında; bu baskılar birbirine bağlı ve sektörün yapısını yeniden şekillendiriyor” değerlendirmesinde bulundu. Özenbaş, özellikle küresel ticaret koşullarındaki değişimlerin ve sektör arz-talep dengesindeki dönüşümün, petrokimya sektöründe yeni bir denge arayışını zorunlu hale getirdiğini ifade etti.
Küresel rekabet dinamikleri değişiyor
Küresel kapasite kullanım oranlarındaki düşüş, Avrupa’daki üretim daralmaları ve Asya kaynaklı kapasite büyümesi gibi unsurların sektörde rekabet dinamiklerini değiştirdiğine dikkat çeken Özenbaş, “Bugün petrokimya sektörü sadece üretim hacmiyle değil, aynı zamanda verimlilik, sürdürülebilirlik ve karbon uyumu ile değerlendirilmektedir” dedi. Sektörde uzun vadeli yatırım kararlarının artık daha karmaşık bir yapıya sahip olduğunu belirten Özenbaş, belirsizlik ortamının sermaye yatırımlarını da doğrudan etkilediğini vurguladı.
Türkiye’nin stratejik konumu ve socar türkiye’nin rolü
Sunumda Türkiye’nin petrokimya sektöründeki konumuna da özel bir başlık ayrıldı. Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı ve stratejik coğrafi konumu sayesinde bölgesel bir üretim ve tedarik merkezi haline geldiği ifade edilirken, SOCAR Türkiye’nin bu yapı içerisindeki rolünün altı çizildi. Türkiye’deki entegre üretim modeli ve rafineri-petrokimya bütünleşmesinin, hammadde arz güvenliği açısından kritik bir avantaj sunduğu belirtildi.
Bu kapsamda SOCAR Türkiye’nin Türkiye’de gerçekleştirdiği entegre yatırımların, yalnızca üretim kapasitesi açısından değil, aynı zamanda tedarik sürekliliği ve sanayiye sağlanan hammadde istikrarı bakımından da stratejik önem taşıdığı ifade edildi. Özenbaş, SOCAR Türkiye’nin yaklaşık 19,5 milyar dolarlık yatırım hacmiyle, Türkiye’nin en büyük dış yatırımcısı ve en büyük entegre endüstri grubu olduğunu ve bu yapının ülke sanayisine önemli katkı sunduğunu belirtti.
Karbon düzenlemeleri ve yeşil dönüşüm
Programda ayrıca sürdürülebilirlik ve çevresel düzenlemeler de önemli bir gündem maddesi olarak ele alındı. Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM) kapsamında attığı adımların, 2026 sonrası dönemde daha geniş sektörleri kapsayacak şekilde genişlemesinin beklendiği ifade edildi. Bu gelişmenin, ihracatçı sektörler açısından karbon uyumunu zorunlu bir rekabet kriteri haline getirdiği vurgulandı.
Özenbaş, karbon düzenlemeleri ve emisyon ticaret sistemlerinin artık yalnızca çevresel bir politika aracı olmaktan çıkarak ekonomik bir maliyet unsuru haline geldiğini belirterek, “Karbon yoğunluğu, su kullanım performansı ve döngüsellik göstergeleri artık yatırımcı sermaye maliyetinde ve müşteri tedarikçi seçim kriterlerinde ölçülebilir parametreler haline geldi” dedi. Türkiye’nin de iklim politikaları ve emisyon ticaret sistemi hazırlıklarıyla bu dönüşüme uyum sağlama sürecinde olduğuna dikkat çeken Özenbaş, geri dönüşüm teknolojileri, döngüsel ekonomi uygulamaları ve sürdürülebilir üretim modelleri konusunda bilgi verdi. Plastik ve petrokimya sektöründe geri dönüştürülmüş hammaddelerin kullanımının artacağını, bunun hem regülasyonlar hem de tüketici tercihleri açısından kaçınılmaz bir dönüşüm olduğunu ifade eden Özenbaş, “Özellikle Avrupa Birliği’nin ambalaj atıkları ve plastik geri dönüşümüne yönelik düzenlemeler, sektörün üretim yapısını doğrudan etkileyecektir” dedi.